Rare and Fleeting

Rare and Fleeting

Bugün İtalyanca kursundan dönerken, metroda okuduğum kitaptan aklımda şöyle bir satır kaldı:

"Dışardakı gürültü patırtı hiç bitmeyebilir, yeter ki içimizde yükselen sesler bize rahatsızlık vermesin."

Bu cümleyle doğrudan bir ilgi kurmayacağım ama yine de burada dursun.

***

Birkaç aydır hayatım aslına bakarsanız son derece dehşet verici biçimde monoton geçiyor. Daha doğrusu bu duruma benim getirdiğim açıklama şöyle: Dünya çok büyük, olasılıklar çok fazla ve hayat aslına bakarsanız kısa. Dolayısıyla üst üste aynı geçen her iki gün bile, aleyhimize işleyebiliyor. Benim hemen korkulara kapılmamın sebebi bu. 

***

Çocukken sürekli dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşünürdüm. Yani, "ne kadar". Bu konuya çok takıldığımı hatırlıyorum. Yaşadığımız şehir, şuraya ne kadar uzak? Bizim evden oraya ne kadar sürede gideriz? Şu anda her yerde gece mi? Ay bize çok mu uzak, ne kadar mesela? Bu yıldızları dünyadaki tüm insanlar tam şu an görebiliyor mu? Baba sen böyle pasta yapmayı nerden öğrendin? :) Bunun gibi pek çok soru ile hala uzun yaz geceleri balkonda babamı darlayabilirim aslında; bende şaşırma hiç bitmiyor.

Babamın verdiği cevapları hatırlamıyorum tabii ama beni bazı şeylere ikna etmekte iyiydi. Zaten küçük kız çocukları için genelde babalarının dediği hemen her şey doğrudur. Sonsuz bir güven verir, iç rahatlatır. Kimse en doğrusunu bilmez, babaları bilir. Yıldızlar bize o kadar uzaktır ki, oraya gitmek istersem, önümdeki bütün tatilleri ucuca eklemem gerekir (babam burada tatil konusundaki hassasiyetim üzerine oynuyor :) ).

Bu dünyanın "ne kadar" büyük olduğu ve hayatımızdaki olasılıklar yağmuru üzerine düşünme sevdası o zamandan bu zamana pek değişmediyse de, babam artık balkon sohbetlerinde beni o kadar kolay kandıramıyor :)

Demek istediğim, zaten hiçbir zaman bulunduğum alanın ötesiyle çok da ilgilenmeyen biri olmadım. "Dünyada kim bilir neler var, hayatta kim bilir daha neler olabilir" motivasyonu ile kafamın içi hep hareketli, düşünceli ve eğlenceli. Böyle olmasını seviyorum. Ama bu bazen insanı yalnızlaştıran bir şey. Çünkü insanlar genelde sıkıcı şeylerden konuşuyorlar, gündelik işte.

Ay bazen çok bayılıyor içim, çaktırmayın.

***

Derken metrodan son anda indim; az daha durağımı kacırıyordum. Otobüsü kaçırmış olmam, eve yarım saat geç gelmeme sebep oldu. Bu yarım saatlik gecikme, kim bilir hangi olaylar silsilesini tetikledi. Peki bu olaylar zinciri, Amerika'da aynı anda sabah karşı yatağında keyifle uyuyan birini nasıl etkiler mesela? 

Amerika çok mu uzak baba? 

***

Dünya çok büyük, dünya çok küçük. Yaşadığımız hayatlar çok farklı, yaşadığımız hayatlar hemen hemen aynı. Küçük bir hareketimiz pek çok şeyi değiştirebilir, küçük bir hareketimiz tüm insanlığın gözünden kaçabilir.

İşte benim naçizane tüm çabam, o pek çok şeyi gözden kaçıran insanlıktan olmamak. İnsanlıktan çıkmak :P Kendime, en nihayetinde bana en yakın olana, yapabileceğim en büyük iyilik buymuş gibi hissediyorum. Zaten ben genelde hissettiğim gibi yaşarım. Hayatta yaşamaya o kadar dalıyoruz ve alışıyoruz ki, yaşamayı unutuyoruz. Oysaki kanıksadığımız birçok an, firework tadında ve onlara tüm varlığımızla sarılmalıyız. Ama yapamıyoruz di mi? O zaman;

Cheers to all firework moments in our lives that turn out rare and fleeting!

Bunu bir düşünelim.

sylvie_bello_7_07_17_2017_01_18_49.jpg

Devlet Adamı Üslubu

Devlet Adamı Üslubu