Devlet Adamı Üslubu

Devlet Adamı Üslubu

Haldun Taner'in 1971-1985 yılları arasındaki gazete yazılarını okuyorum. O kadar güzel konulara, o kadar güzel değinmiş ki, kitabın neresini kıvıracağımı şaşırdım; o derece zevk alıyorum.

Akşam haberleri izleme gafletine düştük de, meclistekilerin birbirinden çirkin konuşmalarını duyunca, benim de kendisinin bir yazısı aklıma düştü, paylaşmak istedim.

35-40 yıl içinde ne aydınlarımızı kaybettik bu ülkede. Yerine yenileri de gelmiyor ne yazık ki, üzücü kısmı o. 

İyi ki bu güzelim kitaplarını bırakmışlar geriye en azından. Ne zaman canım kaliteli muhabbet çekse, dertleşir gibi alıyorum elime bir tanesini, sayfaları çevirdikçe içim açılıyor, adeta çoğalıyorum.

İyi ki var oldun ve aslında hala varsın Haldun Taner!

***

Devlet Adamı Üslubu

Frenklerin, "Noblesse oblige" diye bir sözleri vardır. Bu sözle soyluluğun insanı bağladığını, bazı zorunluluklar yüklediğini murat etmek isterler. Dilimizdeki "Ağır otur da molla desinler" deyimi de aynı zorunluluğun din adamları alanındaki bir koşutu sayılabilir. Bununla din adamına hafifliğin yaraşmayacağı, davranışlarında ciddiyetten uzaklaşmaması gereği hatırlatılır. Devlet adamları her ülkede soylulardan da, din adamlarından da, daha göz önünde, daha projektör ışığında olan kişiler olarak, en az onlar kadar davranışlarına, sözlerine, görünümlerine dikkat etmek; kendilerine, mevkilerinin gereği bir iç disiplin uygulamak zorundadırlar. Bunun kolay olmadığını hemen ekleyelim. Bir halk çocuğu olarak popülarite kazanmış, önce elinizde, sonra partinizde basamakları çıkmış, parlamentoya girmişsiniz. "Şımardı, kendini bir şey sanmaya başladı" dedirtmemek için eski yaşam üslubunuzu sürdürmeniz, alışkanlıklarınız uzantısında olduğu için bir kere daha kolayınıza gelir. Üstelik de yükselişinizin başlıca sermayelerinden biri olarak kuruntuladığınız sevimliliğinizi, herkesle şakacı ilişkilerinizi yine kendi yararınıza kullanmak imkanı verdiği kanısındasınızdır.

Ne var ki, günün birinde bakan olursunuz. Yahut partinizin yönetici kadrosunda bir yere getirilirsiniz. İşte zorluk orada başlar. Halkçılığınızı, candanlığınızı, senlibenliliğinizi, şakacılığınızı seven, şımarıklıktan, "ne oldum" deliliğinden tiksinen aynı seçmenleriniz şimdi sizin yeni mevkinizde, yeni mesai masanızın arkasındaki yeni ve saygın koltuğunuzda daha bir oturaklı, daha bir ağırbaşlı, daha bir ölçülü ve bilge tavırlı olmanızı isterler. Çünkü öyle koşullanmışlardır. Yüksek yönetici mevkinizin gerektirdiği bu yeni kişilik artık Beşiktaş tribününden hakeme yuh çekemez. Ceketi fora edip, askılı pantolonu ile voleybol oynayamaz. Hele hele bir düğünde aşka gelip çiftetelliye ya da harmandalıya kalkamaz. Kalkmamalıdır da. Halk dilindeki "Ayan azası gibi adam" benzetmesinin, şakakları kır saçlı, ağırbaşlı görünümlü, koyu renk elbiseli, ciddiliğinin sevecenliğini büsbütün silemediği, efendi mi efendi, vara yoğa sırıtmayan saygılı kişi imajına uygun bir kişilik beklenir artık sizden. Hiç değilse iktidar koltuğunda oturduğunuz sürece. Sonrası yine size kalmıştır. İster bu mevkiin ve onun gereklerinin size zorladığı bu görünümü benimser ve sürdürür, ister tekrar eski serazat ve laubali, sizin deyiminizle demokrat kişiliğinize döner, rahat bile edersiniz. Bu sizin bileceğiniz iştir.

Bazı kimse doğuştan saygın doğar. Böylelerinin bir avantajı olduğunu kabul etmeli. Devlet adamı çünkü, pederşahi toplumlarda kalabalıkların idealize ettiği bir örnek kişilik olmak zorundadır. Doğal olarak, ıkınıp sıkınmadan bunu olabiliyorsa daha inandırıcı olur. Bu örnek kişilikte, dış görünüm de önemlidir. İlle irikıyım, mehabetli olmak şart değildir. Bir padişahtan çok bir pehlivana benzeyen Sultan Aziz mevkiinde, mesela ufak tefek ama iri burunlu ve ne istediğini bilen bir Abdülhamit'ten hiç de daha göz doldurucu değildi. Kısa boy devlet adamlığında bir sakınca teşkil etse, Napoléon, Clemanceau, Poincaré, Lenin, Stalin, Churchill hapı yutmuşlardı. Önemli olan boyun uzunluğu kısalığı değil, o boyun nasıl taşındığıdır. Atatürk hiç de uzun sayılmayan boyuna, omuzları üzerinde mehabetle duran başı ile öyle bir hava verirdi ki, ona bir heykele bakar gibi bakardınız. Atatürk yerli yabancı gelmiş geçmiş şefler içinde galiba en ideal örnekti. Ondan daha saygın, daha yakışıklı ve etkili bir şef imajı bulmak zordu. Ama onun gençlik resimlerine bakın, daha doğuştan bir ışınım ile doğduğunu kabul edeceksiniz. İngiliz Dışişleri Bakanı Antony Eden, Eski Türk Başbakanı ve Londra Sefiri Rauf Orbay, Eski CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal dış görünüm talihlisi devlet adamları arasında sayılabilir. Bazen de insanda kalıp kıyafet tam olur da, onun içini yine devlet adamı saygınlığı ile dolduramaz. Ama dış görünümden de, kalıp kıyafetten de önemli olan davranıştır, üsluptur. Yassıada muhakemeleri sırasında bir eski cumhurbaşkanı kendi görüşü uzantısında böyle bir salâbet örneği vermiş ve bazı devlet adamlarının aynı muhakemedeki ürkek davranışlarını devlet adamlığı tavrına yakıstıramamıştı. Fransa İhtilali'nde giyotine götürülen XVI. Louis'nin tersine karısı Marie Antoinette son nefesine kadar devlet adamı saygınlığına halel getirmeyen böyle bir metanet örneği olmuş, sehpaya her zamanki vakur adımlarıyla ve dik başı ile çıkmıştı. Temsil ettikleri düşünceler bize ne kadar ters gelirse gelsin, bu örnekleri ters tutarlılıkları, vakarları bakımından takdir etmemek haksızlık olur.

Nasıl sivilken caiz olabilen davranışlar üniforma giydiğiniz zaman yakışıksız kaçarsa, tıpkı onun gibi, devlet adamı kişiliğini giyindiğiniz zaman da, o saygınlığı her davranışınızda göstermeniz gerekir. Güvenoyunda evet deyip arkaya dönerek "kerhen" diyerek özür dilemek devlet adamı ciddiliğinden ne kadar uzaksa, kendi bakanlığında enerjik tedbirler alan bir genç bakanın, bekârlığından yararlanıp gece bar kızlarının alnına para yapıştırırken fotoğraf çektirmesi de o derece laubali bir hareket olur.

Bu satırları bana hangi olay ilham etti biliyor musunuz? Turizm ve Tanıtma Bakanı'nın, geçende Fuar'ı açmak için gittiği İzmir'de, mecburen katıldığı bir gece eğlencesinde, reklam uğruna adap kaidelerini çiğneyen iki ölçüsüz şov yıldızının gösterisinde hemen ayağa kalkıp tiyatrodan çıkışı... Devlet adamı, saygın kişiliğini böyle durumlarda işte böyle gösterir. Yoksa sırıtıp, yıvışıp, dedikodu dergilerinin flaşlarına poz vererek değil. Bu gibi jestlere çok ihtiyacımız var.

27 Eylül 1980
Haldun Taner

***

Artık ne yazık ki insanlar böyle konuşmuyor...

Rare and Fleeting

Rare and Fleeting

Bisiklet

Bisiklet