Metruk

Metruk

Birincil anlamı "terk edilmiş, bırakılmış" olan sıfat türündeki bu kelimenin ikinci anlamı, "kullanılmayan" diye geçer Türk Dil Kurumu sözlüğünde. Hangisi daha hüzünlü bilemiyorum.

"Neden genellikle hüzünlü şeylerden bahsediyorsunuz Ela?" diye soruyor Doktor. "Hüzünlü olduğum için sanırım." Yüzünden bir anlık bir gölge geçiyor gibi hissediyorum. Aslında cevabım son derece samimiydi. İnsanlar genelde basitçe gerçekleri belirtmemden hoşlanmazlar. Bunun sebebini anlayabilmiş değilim ve yaklaşık yirmi beş dakikadır doktorlar göz göze konuştuğumuz mevzuların temel sebebi, son derece samimi oluşum bana sorarsanız.

Doktor Ruhi ile görüşmeye yaklaşık iki buçuk ay önce başladık. Haftada bir gelmem gerekirken, ben önceleri on, on beş günde bir uğruyordum. Bu uğramaların son iki tanesi enteresan bir şekilde gelişti diyebilirim. Kendimi bir şekilde bu odada, ona, Teoman ile geçtiğimiz ay izlediğimiz bir oyunu anlatırken buldum. Bu da beni, Doktor Ruhi ile kendi isteğimle daha fazla vakit geçirmeye itti. Belki de iyileşmeye inanmaya başlamışımdır. Belki zaten bende ters olan bir şey yoktu ve nihayet bunu anlayabilen biriyle tanışmıştım.

Her neyse. 

Bütün bunları düşünürken yolun karşısındaki binaya dalıp gitmiştim yine. Doktor da sakince beni izliyordu. "Dışarda güzel bir hava var" dedi bana bakmaya devam ederek. "Evet." diye mırıldandım, dalgın.

Ne garip; doktor ile ilk tanışmamızdan bir gün önce, böyle bir havada tiyatrodan çıkmış, biraz yürüdükten sonra aniden yağmur bastırınca ilk apartman girişine sığınmıştım. İşte o an yolun karşısındaki binanın farkına varmış, kafamı kaldırıp bakmaya cesaret edemeden ağlayarak yürümeye ve hatta koşmaya başlamıştım. Koşarken, bundan üç sene evvelki kadar mutlu olmak için az sonra ölmeyi planlıyordum.

Şimdi tam karşımdaki aynı binaya gözümü dikip bakıyor, her nedense bu sefer herhangi bir şekilde ölmeyi planlamıyordum. Öte yandan doktora kedim Tarçın'dan bahsedesim gelmişti.

"Kedim de normal kedilerin aksine daha fazla uyur, ben konuşurken daha fazla dinlerdi. Hatta öyle bir hâli vardı ki, geceleri ara sıra ağladığından bile şüphelenebilirdiniz." dedim ellerimi çenemin altına yaslayıp.

"Peki sonra ne oldu?"

"Hiçbir şey. Hala uzun uzun camın önünden gelene geçene bakmayı ve iç çeker gibi miyavlamayı sever. Sorun şu ki, onun bu hâlinden bile sorumlu tutuldum. Hüzünlü bir insan olduğum için sahip olduğum her şey ve etrafımdaki herkes bir hüzne bürünüyordu."

"Sizce bu doğru mu?"

"Bu sadece bir kısım insanların inandığı ve diğer düşüncelerden üstün tuttuğu bir argüman."

Yağmur iyiden iyiye hızlanmıştı ve ben bu konuşmadan sıkılmaya başlamıştım. İçime bir hüzün çökmüştü fakat bundan doktora bahsetmemeye kararlıydım.

Tam o sırada bende şimşek etkisi yaratan şu sözleri söyledi doktor:

"Biliyor musunuz Ela, yaklaşık on beş dakikadır şu karşıdaki binaya bakarak bana bunları anlatmanız çok hoşuma gitti." ve devam etti:

"Freud şöyle der; 'Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.' ”

Aniden gözlerimi doktora çevirmiş ve elimde olmadan hafifçe gülümsemiştim.

***

Bülten Sokak, No.9
24 Ekim 2012
Ankara

 

Bisiklet

Bisiklet

Lost in Dreamland

Lost in Dreamland