Lost in Dreamland

Lost in Dreamland

Maalesef her gün yalnızca birkaç saniye başımıza gelen olay. Genellikle sabahları, hani şu alarm çalmadan az evvel, içimizde yarım kalmışlığın burukluğu ile gözlerimizi açmadan önceki huzurlu saniyeler. Bu bazılarına, akşam yemek sonrası uyurken de oluyor. Ama ben onlardan değilim.

Az önce bir yazı okudum buna dair. Özetle, çılgın bilge Dali'nin, eserlerine dair ilhamı, bizim "içi geçmek" diye tabir edeceğimiz anlarda, hatta tam uykuyla uyanmanın az evvelindeki o "an"da yakaladığını anlatan bir yazı. Hatta bu birkaç saniye kestirmeleri sık sık yaparmış; çünkü o "an"daki hissi yakalamaktan hoşlanırmış. 

Eminim pek çoğumuza olmuştur. Gecenin bir vakti, sanki her şeyi yapabilecekmiş gibi hissetmek. Muthis bir bestekar, o ana kadar soylenmemiş inanılmaz bir beylik cümlenin sahibi ve hatta bir sonraki "En iyi erkek/ kadın oyuncu", mesela. İşte bu "could be" anları, çoğu kez Dali'nin bahsettiği birkaç saniyelik rüyalarla da taçlanır. Ta ki, hayatın kendisi gelip araya girene kadar. Ertesi sabah saat 7'de uyanıp ofise gidecek olmak hayatın ta kendisidir ve bundan kaçış yoktur. O andan itibaren zihniniz gündelik işlerle mesgul olmaya başlar. 

Peki ben bu koşturmanın içerisinde, son derece realistik amaçlar ve ödevler arasında iç huzurumu nasıl buldum? Araya giren hayatı kenara iterek, "could be" kimliğimi nasıl korumaya çalışıyorum?

1- Drift away
Bakın bu sizi bilmem ama benim için çok önemli bir durum. Öyle ki, bir ihtiyaç. Gün içerisinde kısa bir anlığına da olsa bir süre hayatla olan bağı koparmam lazım. Mesela o kadar da connected olmamalıyım. Hem iş, hem özel telefonum yanımda olmamalı, mümkünse ikisini de nereye koyduğumu unutayım. Gelen mesajlara, cevapsız aramalara ve e-maillere bakmamalıyım. Bunun cool görünmekle de bir ilgisi yok. "Hayır" diyebilmeyi alışkanlık haline getirirken, en çok kendime "evet" demeliyim. Kendine dönmeliyim. 

2- Get your daily inspiration
Yurt dışında geçen, gerçek anlamda -tanımlamaya sıfatların yetemeyeceği- nitelikte belli bir zamandan sonra Türkiye'ye dönen biri için özellikle gerekli bir madde. Do not skip, please. Lokasyona bağlı olarak dozu biraz artırabiliriz bile. Peki bana ilham verecek bir şeyler okumak/izlemek/dinlemek, ilham verecek konuşmalar yapmak veya enerjimi yükseltecek birileriyle tanışmak neden o kadar önemli? Çünkü benim güneşten sonraki en önemli enerji kaynağım bu. Bana ilham veren herhangi bir eylem/kişi veya nesne, Dali'nin günlük kestirmeleriyle hemen hemen aynı etkiyi yapıyor aslında. Hayatla münasebetimi sürdürmem için bana motivasyon sağlıyor. Hayatla münasebetim de maddi motivasyon kaynaklarına ulaşmak anlamında önemli. Sonuçta kendime yatırım :P

3- Ignore some things
Ignore kelimesini görünce, mevzu "Ignorance is bliss"e bağlanacak diye düsünmeyelim tabii. Oradaki klişe, daha çok yeterince bilgi sahibi olmamanın mutlulukla sonuçlanacağına gönderme yapar genel olarak. Ben daha çok bazen ters giden şeyleri önemsememeyi, istatistiklere ve genellemelere takılmamayı ve what matters/what doesn't matter to you sorusunun cevabını iyi bulabilmeyi kastediyorum. Çünkü çoğunluk için önemli ama bizim için cidden pek de anlam ifade etmeyen bazı şeylere bir şekilde "sürüklendiğimizde", işte o zaman o bahsettiğim genellemelere takılır hale geliyoruz. Bu yalnız özel hayatımızda veya sosyal çevredeki insan ilişkilerimize değil, profesyonel yasantımızda da böyle olmalı aslında. 

4- Complete, not mimic
Bu içinde bulunduğumuz dönemde en zoru diye düşünüyorum. O yüzden en çok bunu yaptıkça mutlu hissediyorsunuz. Burada birinden ilham almak suretiyle kendinizde iyi yönde yapılanmalara gitmenin, başlıktan ve demek istediğimden ayrı bir konu olduğunu belirtmeme gerek olmadığını umuyorum... İnsanların çeşitli yönlerden çoğunlukla birbirlerini tamamladığını düşünüyorum. Bunun, her bir insanın kendine ait unique bir tarafı olduğuna inanmamdan kaynaklı olduğunu söyleyebilirim. Ve bu her zaman olumlu anlamda değil. Bu nedenle kendimizi bulup ona olabildiğince benzemeye çalışmak oldukça güzel.

İşte böyle. That's what makes my life so fucking fantastic, aynen Lily Allen'cığımın dediği gibi.

Metruk

Metruk

My fantastic man, Captain Fantastic!

My fantastic man, Captain Fantastic!