Sadece

Sadece

"Birinin, başarılarını kendiyle gurur duyduğundan değil de, başkalarını kötü hissettirmek amacıyla anlatması acayip komik değil mi?"

Milano'dan aldığım en favori defterlerimden birine böyle yazmışım bi' tarihte. Hangi gözlemim, hangi tecrübem üzerine yazdım hatırlamıyorum ama yazarken kafamda hafif gülüşmeler varmış bence.

Haliyle oldukça sıkı bir rekabet ortamının içindeyim. Gözlemlediğim kadarıyla Avrupa'daki gençlikte bu "bireysellik ve nasıl diyeyim (çıkarcı demek istemiyorum), practical" tutum daha belirgin. İnsanların size yaklaşımı, sizin başarınızla doğru orantılı. İnsanlar sizle değil de, sizin yaptıklarınızla, sizin hayatınızla daha çok ilgileniyorlar. İşte mesela sizi gördüklerinde, "naber, nasılsın" değil de, yani nasıl olduğunuzla falan değil de, mülakatınızın nasıl geçtiğiyle ilgileniyorlar. Bir de başarılarınıza bir sevinişleri, bir takdir edişleri var ki, o kadar belli ediyorlar ki ahah üzülüyorsunuz.

Tabii bu, belli bir yaş grubundan oluşan yakın çevremden süzülmüş gözlemler. Her şeyde olduğu gibi, insan yaş aldıkça tutumları da daha bir farklılaşıyordur eminim. En azından kıskançlıklarını profesyonelce gizlemeyi öğreniyorlar.

Bilmiyorum, belki anlaması zor ama, bunlar bana biraz anlamsız geliyor. Kendimle o kadar fazla ilgiliyim ki, başkalarının hayatıyla bu kadar ilgili olan insanları anlayamıyorum. Kendimi dünyanın merkezine falan aldığımdan değil ilgim. Demeye çalıştığım, kendimle ilgileniyorum; bir yarışım varsa kendimle. Bir kavgam varsa da çoğu zaman kendimle. Mutluluğum bile çok bireysel. O kadarı biraz fazla kabul ediyorum ama genel olarak böyle. Genelde söylerim; kıskanmak değil de imrenmek duygusu var bende. Kıskanacağım bir insan olursa da muhtemelen güzel bir roman/hikaye yazan biri olur. Çünkü bu, bu tip meziyetler çalışılarak öğrenilecek şeyler değil pek. İnsan derinse derindir yani. O değişik bir şey. İki tane master bitirmek, mühendis olmak gibi değil. Sanatçıya saygımız sonsuz =)

Şu an bir şarkıyı loop a aldım, dinliyorum. Siz de göreceksiniz sayfanın altında. Ama biraz daha konuşalım ya, lütfen =) Çok hissiyatlı günlerimdeyim ve hislerimi yönlendirecek bir yer bulamıyorum. Yatak boş, oda boş, ev boş...

İnsanlardan duygularından bahsederken onlara sürekli drama queen gözüyle bakan insanlara ayar oluyorum. Bu tip arkadaşlar şaşırtıcı bir şekilde buraya kadar geldiyse okurken, şimdi çıkabilirler -_-

"Bazen insanın düşüncelerini başkalarının duymamasının çok yerinde bir doğa yasası olduğundan emin oluyorum."

Ama bence işte bu yüzden insanlar bir şeyler yazmaya başladılar kurgu adı altında. Güzel de oldu. "Öylesine bir hikaye" diye içindeki bütün kini kusar, en sonda sayıp söver sonra da altına imzanı atabilirsin mesela.

Ne diyorduk? Yazarları kıskanırım. Güzel bir cümle görünce neden ben yazmadım der kıskanırım. Güzel bir şarkı sözü, güzel bir beste, bunları kıskanırım. Kıskanırım seni ben... Hissiyatlarım duruyor hala öööyle, yönlendirilmek üzere. Burdan bir arkadaş geçenlerde blogun varmış dedi. Var dedim biraz. Google translate ile okudum dedi. Ahahah, en düzgün cümlelerde bile google translate biraz komik, buradaki bazı esprilerimi çevrilmiş haliyle düşünsenize.

İnsanı, birine bir şeyleri anlatmaktan, biriyle bir şeyler paylaşmaktan alıkoyan şey nedir? Benim için, birincisi, anlaşılmayacağımı düşünüyorum. Ki bu da anlatabileceğime yeteri kadar inanmamamdan kaynaklanıyor olabilir. Ki bu da ihale bana kalıyor anlamına gelir. Bak gene suçlu benim? İkincisi, bir yerlerden başlıyorumdur, sonra hevesim kaçıyordur. Bu da insanlara yeteri kadar inanmadığım anlamına geliyor. Gene benimle ilgili bir durum. İşte o yüzden blog yazıyorumdur. O yüzden bu kadar çok yazıyorumdur.

Neyse bana meşguliyetsizlik çok iyi gelmiyor. En alakadar olmadığım dünya işleriyle ne kadar alakadar olursam o kadar iyi oluyorum. Çok acayip değil mi?


Kalben-Sadece




Go with the flow

Go with the flow

Are you water proof?

Are you water proof?