Oh be!
Şöyle buz gibi bir kış gecesi, yatağımda battaniyenin altına girip, loş ışıkta blog okumayalı/yazmayalı hayli zaman olmuştu. Radyo da dinliyorum, keyfim gıcır. Yalnız kahvem eksik. O da üşengeçliğimden. Tembellikten, kendime minik yaşam alanları yapmak konusunda uzmanlaştım. Ama hiç bir şeyler isteme konusunda iyi olamadım hayatta. Hatta, birilerinden bir şey istemek zorunda kaldığım durumlardan hiç hoşlanmam. Düşünüyorum da, sanırım bu bendeki fazlaca kendine yetmeye şartlanma durumunun altında yatan sebep bu. Sürekli, kendime yetmem lazım gibi bir içsel dürtü var.Garanticiyim de biraz galiba? Ay olmasam keşke, çok sıkıcı ahaha.
Birilerinden bir şey istemek zorunda kaldığımda, birilerinden yardım aldığımda, nefret ettiğim bir duygu hasıl oluyor bende: Minnet. Kaldı ki, benim birilerine yaptığım yardımlar karşılıksızdır. Gerçekten samimiyetle ve düşünmeden bir şeyler yaparım gerekiyorsa, yapabiliyorsam. Ama nedense karşımdaki kişiler için aynı şeyi hiç düşünemiyorum. Böyle düşünmekte o kadar ileri gidiyorum ki, annem babam dışındaki herkes giriyor o kategoriye resmen. Herkes kötü bir ben iyi anasını satayım ahah.
Öyle değil tabii.
Ama genelde böyle düşünüyorum işte. Böyle düşünmemek ve bu saçma düşüncelerle çok da haşır neşir olmamak için de birilerinden bir şey istemek durumunda kalmamaya çalışıyorum. Gel gör ki, hayat birlikteyken daha çekilir. Bazen birilerine şöyle yaslanmak isteyebiliyorsun. Bütün bunları, Sia-Breathe Me dinlerken düşündüm. Dinletirken düşündürdü.
Ya nasıl depresyonik ve bir o kadar da fantastik bir diziydi Six Feet Under?
 
Hoşlandığım çocuğu rüyamda görüp, ertesi gün okula ayaklarımı popoma vura vura gitmeyi ve sonra kızlara bütün rüyayı uzun uzun, gerçekten öyle bir an yaşamışım gibi anlatmayı özledim be. Böyle mutlulukları özledim. Walkman dinleyerek kurduğum hayalleri özledim. Bu alışkanlığımdan hala kopamadım zaten. Maksimum ufak sony mp3 e geçebildim. Müziği -ne kadar akıllı veya süpersonik olursa olsun- telefondan dinlemeyi pek sevmiyorum. Hayallerimi kısıtlıyor, şarkıların duygusunu kesintiye uğratıyor sanki. Ne bilim.
 
Ay şimdi keşke biri bi White chocolate mocha ile gelse. Çok canım çekti.
Hele bir de kendisi yapsa falan mesela. Yemek yapan erkek çekiciliği diye bir şey var çünkü. Tüm fenomenler de onaylıyor bunu, ben bilmem.
 
Yeni yıl listemi yapmaya başlayacağım yavaş yavaş. Renkli bi kağıda yazıp, dörde katlayıp, bulduğum ilk suya atayım diyorum. Bir de böyle deneyelim. Bir hıdırellezde anneme, tuvalete atsam nolur? demiştim. CEVAP VEREMEDİ.
 
Sabahları dijital küp saatimi kapatmak için üstüne basınca renk değiştirerek yanmaya başlıyor. Çok bi' numarası yok da hoşuma gidiyor.
 
 
Neden bilmem ama, halimize üzülüyorum.
NYC as New Year Celebration

NYC as New Year Celebration