Öğle yemeğinden geldim, ofisteyim.
Biraz blog okuyayım dedim ve kısa bir nefret dalgasına kapıldım. Adını, yine bir gün blog karıştırırken, ordan oraya zıplarken duyduğum Güven Akgün, kitaplar çıkarmış. İşte "işaretli yerlerden seviniz" vay efendim "kalbim intiharla sunar" tadında bayık başlıklarla. Şimdi maalesef, bu, bu günlerde anormal değil. Önüne gelen kitap yazıyor. Birilerine dokunmadıkça müthiş pis bir ifade özgürlüğü var. Bu durum, gizli ve şahane mizah anlayışımızın ortaya çıkması gibi bazı iyi taraflar barındırırken, fikirlerin tek tipleşmesi ya da fenomenlik gibi kavramların her alanda karşımıza çıkması gibi bir takım yan etkilere de sahip. Bu cümleyi twitter mecrasını düşünerek kurdum aslında. Çünkü edebiyatın fenomenleştirilmesi ya da fenomenlerin edebî kişilikler olarak deklare edilmesi benim hiç dikkate almadığım, almayacağım ve kabul edemeyeceğim bir durum.

Dolayısıyla bu bayık başlıklı kitaplardan haberdar olduktan sonra, ufak bir nefret dalgasına kapıldım yine, yeniden. Ha buna yapabileceğimiz bir şey var mı, hayır.

Fakat anlamadığım, bir insan Güven Akgün kitapları okuyacak kadar ne yaşamış olabilir mesela? Ya da neden Pucca okur? Niye böyle karakterler sürekli karşımıza çıkıyor? Neden her dedikleri ya da yazdıkları, bazen giydikleri, yedikleri içtikleri popüler oluyor?

Pucca da nefret dalgasında baskın yaptığım karakterlerden zira ehehe. Dizüstü edebiyat nedir arkadaşlar? Sokarım böyle işe ya.

Her neyse.

Güzel şeyler dinleyelim.

Yeni Klasör