Prag'ta Bir Gece

Prag'ta Bir Gece

(Yanılmıyorsam) 27 Ocak 2014 gecesi. Saat gece yarısını geçmiş. Prag'ta, nasıl okunduğunu tam olarak bilmediğim Smetanovo nábřeží'deyiz. Kavarna Slavia'nın ilerisinde Old Town'a doğru ilerlerken. Tam olarak Charles Bridge'in ayağına giden istikamette Vltava nehri kıyısından yürüyoruz. Hava dondurucu. Yani, gerçekten, o ana kadar daha önce hiç o kadar üşümemiştim. Üzerimdeki 12345 kata rağmen. Ama inanılmaz mutluyum. İnanılmaz keyif alıyorum o andan. Yanımda Gülçin ve Selenimu var. Bir de Andre. Rus arkadaşım. Prag'ta master yapıyor ve geleceğimizi duyunca, sizi karşılayayım, sonra da etrafı turlarız biraz diyor.

Buluşuyoruz. Önce yemek, sonra etrafı kısa bir turlama. Andre ile sohbet.

İşte bu gecenin dönüşü, Kavarna Slavia'ya gelmeden Vltava nehri kıyısında yürüyerek, kaldığımız yere dönerken, aniden aklıma geliyor. Burada, bu sessiz ve buz gibi gecede bir sigara içmek istiyorum. Ortalıkta, mübalağasız, hiç kimse yok. O bölge bir geceliğine bize kiralanmış sanki. Herkes sıcak bir yerlerde iken veya bir şekilde ısınmaya çalışırken biz, Vltava nehri kıyısında yalnızca karın gıcırtısını duyarak yürüyoruz. Aklıma geleni Andre'ye söylüyorum. Gülüyor fakat beni kırmıyor. Hep beraber duruyoruz (tam şu yandaki fotoğrafın çekildiği yerde, bir de fotoğraf çekmiştik tabii). Soğuk hava içimde bir yerleri donduruyor. Ama gerçekten inanılmaz keyifliyiz. Öte yandan, burnumuz da düştü düşecek. Sizi bırakayım diyor Andre. Dişlerimiz takırdıyor artık, yorulmuşuz da. Tamam diyoruz. Çok eğlenip, çok da yorulmuşuz. Yine de her pencereye her pervaza iyice bakıyorum dönerken de. Yönümü bulmak için değil; hafızama kazımak için.

Kaldığımız yer Emma Hostel. Fazlasıyla güzel bir mimari. Eşyaları bırakmak için geldiğimizde bıraktığımız ayak izlerini kar çoktan doldurmuş. Pamuk zemini yeniden bozuyoruz. Soğuk, çok soğuk evet. Ellerimiz acımaya başladı bile soğuktan. Ama bi şekilde zindeyiz. Andre'ye veda edip odamıza çıkıyoruz. Kocaman kocaman kahverengi kapılar. Yüksek tavanlar. Ve sıcak olmayan bir oda.

O gece kalorifer bozukmuş. Ocak ayında Prag'ta duyulabilecek en kötü cümle. Üçü bi arada yatıyoruz yatakları birleştirip. Picamalarımızı çoraplarımızın içine sokuyoruz. İçimde bir askılı ve tshirt var. Onların üzerine de kazağımı giyiyorum.

Birkaç satır yazıyorum; yatıyoruz. Pencereler çok güzel. Uyumadan önce pencereleri düşünüyorum. Prag'taki ilk gecemiz son buluyor.

---

Artık geceleri Ankara da epey soğudu. Bu akşam pencereden gelen soğuk hava burnumu üşütünce, şu aşağıdaki şarkıyı dinlerken o geceyi düşündüm yine. O kadar keyif almıştım ki o günlerden, şu an yeterince ifade edememenin rahatsızlığını yaşıyorum.

Bugünlerde yine, bilmediğim bir yere gideyim, tanıdık insan görme olasılığım çok çok düşük olsun ihtiyacındayım. Sokaklarda o şekil dolaşmaya bayılıyorum. Sevdiğim bi iki kişiyi verin yanıma, yeter.

Django Reinhardt-If I had you

Yeni Klasör

Sparkling in the dark

Sparkling in the dark