Monolog

Monolog

Gazeteleri üzülerek okuyorum, facebookta önceden tanıştığım insanların paylaşımlarını hayretler içerisinde seyrediyorum.
Şöyle diyor bir zamanlar aynı çatı altında derse girdiğim bir arkadaşım:

"Biz ekmek alma bahanesiyle polisle çatışana şehit demeyiz."

Ben bu cümlenin dangalaklığından çok, ne zaman birbirimizden, birbirimizi de bırakalım, insanlardan bu kadar nefret eder hale geldik diye üzülüyorum.
Sen üniversite okumuş, belli bir yaşa gelmiş bir insan olarak, ciddi ciddi, sanki çok yaygın bir durummuş sanki sen hiç 15 yaşında olmamışsın gibi, "ekmek alma bahanesiyle polisle çatışan" şeklinde bir ithamda bulunuyorsun bir dk. bile tereddüt etmeden.
Ben 15 yaşında ekmek alma bahanesiyle paten kayardım saatlerce en fazla. Ben bu kadarcık çılgındım.
Onu da geçelim. Velev ki doğru, velev ki bu çocuk ekmek alma bahanesiyle polise sataşmaya çıktı. Peki sonrasında ne oldu? Bu çocuk öldü. Öyle hemen de değil. Aylarca yoğun bakımda yattı. Bu çocuğun ailesinin psikolojisini bir düşünün. Ben çok iyi anlayabiliyorum; bu iddiamı da herhangi bir platformda açıklamak zorunda değilim. Fakat maalesef anlıyorum işte.
Bu çocuk silahlı mıydı? Bu çocuk polise ateş mi açmıştı? Bu çocuk tam olarak ne yapmıştı bunu konuşmuş muyduk hiç? Peki söz konusu olayda polis nasıl bir pozisyondaydı? Soruşturuldu mu bu olay? Ortada hayatî bir durum mevzubahisken gerçekten irdelendi mi bu durum?
Hayır çünkü biz, insan haklarına saygılı bir ülkeyiz. İnsana değer veren bir ülkeyiz. Bunu her gün bas bas bağıran yetkililerimiz var. Hizmetler ortada!
Ee?
Bütün bunları şöyle bir düşününce, benim kafam şu iki gündür konuşulanları, yazılıp çizilenleri gerçekten idrak edemiyor.
15 yaşında, uzun bir zaman yaşam mücadelesi verdikten sonra, yenik düşen, 16 kilo kalan bu çocuğun gıyabında konuşulmayan ne Aleviliği kaldı, ne potansiyel teröristliği kaldı, ne provokatörlüğü kaldı ne de -çok iç burkucu ama- "müstehak pis bölücüye" ithamları kaldı.
Şehit aileleri de işe karıştırıldı ve falanca şehit olduğunda neredeydiniz? ekseninden yürümeye başladılar. Şehit tanımı yeniden yazıldı.
Öylesine gereksiz, öylesine kalp kırıcı cümleler yazılıp çizildi ki, ben insanlığımdan utandım.
Bir çocuk gibi, klişe bir film repliği gibi, "Dünya her zaman böyle kötü bir yer miydi? Ne zaman böyle oldu?" diye düşünmeye başladım.
Biz, aynı ülkede bir olmuş, aynı ülkeye hizmet etmiş, aynı sınırlar içinde yaşayan insanlar, birbirimize nefretle bakar olduk.
Ulu orta ne düşündüğümüzü rahatça söyleyemez olduk. İşimiz gücümüz yaftalamak oldu. Ağzından Atatürk çıkan herkes Kemalist, inci kesim iktidar yanlısı, ODTÜlü gençler bölücü oldu.
Bütün bunlar tam olarak ne demek anlamaktan acizken, ağzımızdan tükürükler saça saça birbirimize hakaret eder olduk.
İnsanlar için kıymetli olan değerleri bir çırpıda ezip geçer olduk.
Ölen bu çocuk, bazı insanlar için umut simgesiydi belki, evet. Bırakın öyle kalsın. Neden bu öfke?
Bırakın yürüsün insanlar, kendilerini ifade etsinler.
Neden hemen karalama politikası? Niçin her an saldırıya hazır halde bekler olduk? Karşımızda her şeyden önce bir insan olduğunu ne zaman unuttuk? Ne zaman hatırlayacağız?

Bu ülkede hala, düşüncelerini iki üç partiyle sınırlayamayacağınız, bir iki zırva etiketle kalıplaştıramayacağınız, tek düzeleştiremeyeceğiniz, ufku geniş, güzel düşünen, güzel bakan, içinde sevgi olan insanlar var.
Gerçekten onuruyla hizmet eden, bu nedenle de fikirleri duruma göre değişmeyen, yanıldığında veya haksızlık yaptığında bunu kabul edecek kadar aşmış insanlar var.
Fikirler öyle kolay oluşmaz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya öyle çok alıştık ki, elimizin ulaşabildiği her yere saçma sapan cümleler yazıyoruz. İnternet bağlantımız elverdiğince çirkinleşebiliyor, önce anahtar kelimelere bakıp bizimle ters düşen harfleri bir arada gördük mü "Pis cahil!" ,"Adi bölücü" gibi utanç verici ithamlara başlıyoruz.

Kelimelerin gücüne inanınız sevgili arkadaşlarım. İnanınız.
Bazen söylediğiniz iki kelimenin pişmanlığı, utancı, sizi insanlıktan çıkarabilir. Geriye dönüp baktığınızda, yaşamınızın şekilde çok düzgün, özde yalnızca onursuz olduğunu farkedebilirsiniz. Yine de deyim yerindeyse burnunuzdan kıl aldırmasanız dahi, sadece sizin bile bunu bilmiş olmanız yeter.
Bence, bugün geldiğimiz bu nokta, hala geri dönülemez değil. Benim, az önce açıkladığım nitelikleri taşıyan insanlara inancım var. Fakat birbirimize daha düşünmeyi doğru düzgün öğrenemeden laf yetiştirerek bunu yapamayacağız ne yazık ki.
Okuyun, biraz daha fazla okuyun.
Bu size, hiçbir şey öğretmese, karşınızdakini birkaç dakikalığına bile olsa dinlemeyi öğretir.
Bu size, olayları çok yönlü değerlendirmeyi öğretir.
En sonunda kendi fikrinizi oluşturursunuz. Anlayarak, idrak ederek.
Benim naçizane önerim budur.
Konuşulacak çok şey var. İçinde bulunduğumuz durumu ve yakın zamanda meydana gelen durumu baz alarak, şimdilik söyleyeceğim şeyler bunlar.
Bu arada vermek istediğim mesaj kesinlikle kardeşlik vs. safsataları değil. Çünkü inanmadığım bir şeyi söyleyemem. Şu durumda kardeşlikten bahsetmek de biraz komik olur kabul edersiniz ki. Ama belki, bahsedebileceğimiz günleri görürüz. İşte bu ihtimale yoğunlaşıp, neler yapabilirizi irdeledim biraz.
Çünkü bakıyorum da, işimiz gücümüz şikayet etmek anasını satayım. Ben de öyle aslında çoğu zaman, valla. Aksaklıkları düzeltmek için neler yapabilirizi pek konuşmuyoruz. İşimize gelmiyor muhtemel. Ama ben bu işi, temsilci olarak seçip meclise gönderdiğim vekillere bırakmak isterim gözüm arkada kalmadan, ne bileyim. Öyle değil mi? Hayır o kadar parayı ben almıyorum nihayetinde. (Ki buna rağmen, çoğu zaman daha yararlı amaçlara hizmet ettiğim kanaatindeyim).
Oturup düşünsünler biraz. Düşünsünler arkadaş, rica ediyorum ya.
Mesela siyasilerin pek çoğuna twitter yasaklansın. Daha doğru düzgün imlâ bilmeyen ama gazeteci geçinen bir takım insanlara twitter yasaklansın. Düşünce özgürlüğü adı altında imlânın, dilin ocağına incir ağacı dikiyorsunuz, yapmayın.
Ya da en azından bunun gerekçesini "düşünce özgürlüğü" olarak açıklamayın. Bu özgürlüğün artık yürürlükte olmadığının hepimizin farkındayız.

Yaşadığımız ülke, bu sınırlara kavuşabilmek ve bu sınırlar içerisinde hiçbir ülkenin boyunduruğunda olmamak için canını verdi. Daha fazlasını da veremezdi zaten. Sadece bunu düşünerek, bu ülkeye ve bu topraklarda yaşayan, bu topraklar için hizmet veren insanlara her şeyden önce saygı duyalım.

Bu en elzem ihtiyacımız.



 
Buono città: Turin

Buono città: Turin

Prototip