Kelime Oyunu'nun ve Ben de Özledim'in hayatıma renk kattığı şu soğuk Ankara günlerinde, ara sıra neden burada yaşıyorum ki diye düşünüyorum. Lisedeyken de muhtelif derslerde, şu an nerede olabilirdim acaba diye düşünürdüm. Bu, bulunduğum konumdan memnun olmama durumundan ziyade, olasılıklara haddinden fazla kafayı takma. (Sonuna "k" koymadım ki, aynı zamanda kendime bir gönderme olsun ehuehue)
İşten çıkıyorum, servisten ineceğim yerde, her seferinde, "Ben burada inebilir miyim?" diyorum ve adam her seferinde şaşkınlıkla dikiz aynasından suratıma bakıyor. Hep bir "hoff burada da inilir mi" memnuniyetsizliği. Anlam veremiyorum ama şu kadar bi tarafımda olmuyor tabii. Şimdi nereden aklıma geldiyse. Meğer adam bilinçaltımda yer etmiş. Kendime bile itiraf edemiyormuşum. 
Az önce Kelime Oyunu'na soru gönderdim. Sorarlarsa bana haber versenize. Buket benim adım. Çok memnun oldum eheh eheh. Şu lafa da hastayım. "Çok memnun oldum." Memnun olmak bile bazen hiç inandırıcı değil. "Çok" ile taçlandırmaya ne gerek var. Ben bazen yapıyorum bunu. Ay gıcık oluyorum sonra. Her şeyi sevişimden dem vuran tavşanlar giriyor rüyama.
Serkan Keskin bizi diskoya götürsün ya. Coolluktan ölmese bari.
Kaçak bir bölüm yazıcam diziye. "Tuhaf bulsunlar bu kaçak hâlimi". Ehuehue. Bakarsın çekerler.
Bugün ne zamandır blog okumadığımı farkederek, açığı kapatma girişiminde bulundum. Derken şu yazıya denk geldim. Sevdim keratayı. Başlığı daha da çok sevdim. İnce yerleştirilmiş, nays. Çok da ince değil de. Ya ne bileyim.
"Bugün kitap okudunuz mu?" yazan bir kitap ayracım var ve tam karşımda duruyor. Sitemkâr duruşunu severim ben onun.
Birazdan okuyayım bari.

İçimde ifade edemediğim bazı şeyler var. Öylece kalakalmış gibi hissediyorlar kendilerini. Anlatılamamanın burukluğu içindeler. Ama hassas şeyler, pek dokunamıyorsun.
Çok özlüyorum merkez. Çok..


İyi geceler.

Mithatpaşa

"Meraklısı için öyle bir hikaye"