Temel Reis'in de dediği gibi:

"I'm what I'm"
---
Radyoda (max fm) bu çalıyor şu an. Hem de çoğunlukla radyo paradise dinlerken, epey uzuuun bir aradan sonra açmıştım max fm i. Son derece hoş bir tesadüf olmasının yanı sıra, bu şarkıya uydurma sözlerle eşlik etmeyi seviyorum.
Evet, radyoda süper bir şarkı çalıyor. Bunu sevdim (Üslupta bir "Çavdar Tarlasında Çocuklar" etkisi, hmm). Az önce oldukça keyifli bir film izledim. Ve yarınla beraber üç günlük bir tatile girdim. Hayatım oldukça iyi bana kalırsa  eheh.
Yalnız bir eksik var. Eh, böyle zamanlarda düşünüyorum da, eksik olmasaydı muhakkak başka bir şey olurdu. Hayatta hiç kimsenin hayatı "o kadar da" mükemmel değil.
Tesadüfün de kendine göre bir mantığı olduğundan bahsediyor Sabahattin Ali. Bu, çoğu zaman benim çıkış  noktam. Olayların o kadar da arka arkaya, o kadar da bağımsız bir beraberlik içinde sürüp gitmesinin açıklanabilir bir tarafı olmalı. Biz açıklayamıyoruz; o zaman tesadüf oluyor. Mantığı olmadığı için değil, onu anlayamadığımız için. Bence.
Neyse.
Bir süredir hmm, nasıl anlatılır; tam anlamıyla "kafa dinliyorum". Bir de sıklıkla Woodkid eheh. Kafa dinliyorum çünkü, tek başımayım. Tek başıma yaşıyorum. Ve birkaç küçük kötü tecrübeden sonra bu, güzel. Çok da kendimize göre olmayan insanları "idare etmek" oldukça zormuş. Bunu farkettim. Ha bu noktada, biz ne kadar onlara göreyiz? Bakın gördüğünüz gibi, özeleştiri tarafıma dokunulmamış. Bazen, insanlar üzerinde fazla da durmamak gerekiyor.
---
Bugün ofisten çıkmadan neffis bir tatlı yedik. Üzerine -ne alaka bilemiyorum- ajdarın random bir videosunu açtık. Başka kafası kıyak bir tiple beraber bulunduğu, 2-3 dakikalık bir video. Gülüyoruz, ediyoruz, tamam da; bu nasıl bir hâl gerçekten arkadaşlar? Bu kadar gerizekalıca hareketlere, gerekçesi sorulmadan yasal işlem yapılmalı diye düşünüyorum. Flash tvye bir şeyler yapılmalı mesela. Of ne bileyim. Böyle şeylere anlık takılıyorum. Yani ne bileyim, düşünsenize: Bir kadın var. Ortalama bir kadın. Özenmiş kendine, hazırlanmış. İnsanların karşısına çıkmış. Evet, insanlar da var orada. Hem de az değiller. En aşağı 50-60 kişi. O an sadece oradalar. Varlıklarının başka hiçbir işlevi, dolayısıyla ehemmiyeti yok. Sağlıklı olmadığında hemfikir olduğumuz bir adam var bir de. Hatta iki tane. Biri şarkı söylüyormuş gibi yapıp abuk bir gürültü çıkarıyor. Öbürü adeta boru dansı yapıyor. Öncesindeyse, adam kadına, yanındaki öbür adam hakkında "kişiliğine son derece saygı duyduğum bir kardeşimiz" minvalinde şeyler söylüyor. Şahsiyet mevzubahis oluyor yani bir de. Son derece ilginç.
Son derece üzücü.
Bilmiyorum.. Ben eğlenceye mizah penceresinden bakan bir insanım. Onun bir şahsiyeti olduğu düşüncesindeyim. Bunu, mükemmel bir sense of humour a sahibim olarak algılamayın lütfen. Yaklaşımımı açıklamak derdindeyim. Belki bu yüzden böyle şeyler söylüyorum.
---
Cemil Meriç'in entelektüel hayatı üzerinde etki yapan bazı kitaplardan bahsettiği bir kısım vardı "Bu Ülke" kitabında. (Buldum.) Hissiyat Ruhiyatı diye bir kitaptan bahsediyor. Diyor ki: "Karanlıkta el yordamıyla yürümeye çalışarak okumuştum kitabı. Sanki ruh dünyasının bütün girdibatlarını ışığa kavuşturacaktı eser..." Bir insanın hayatında böyle bahsedebileceği bir kitap olması son derece güzel değil mi? Bir an için bile, içinizdeki, kafanızdaki pek çok şeyin üzerindeki sis bulutlarının dağılması duygusu. İç ferahlaması. Sizi anlayan birilerinin olduğunu görme mutluluğu. Bir kitap bazen bütün bunları size verebiliyor. Herhangi bir insanın veremeyeceklerini yani. Ama onu da bir insanın yazmış olması biraz ironik. Ya da böyle hissettiren birileri de varsa hayatınızda? Lükse bakar mısınız. Ne kadar şanslıyızdır bazen ehehe.
---
Geçtiğimiz haftadan önceki hafta Çeşme'deydim. Hani geçenlerde burada uydurmuştum. Şu an bir şezlongun üzerindeyim vs. diye. Hah, gerçek oldu o. Akşamın bir vakti boş şezlong bulmak zor olmuyor ne de olsa eheh. (Bütün tasarılarımız bu kadar ulaşılabilir olsa mesela?) Ama yazmadım. Niye bilmiyorum. Daha çok düşünmüşümdür herhalde. İnsan bütün betonları arkasına alıp denizle göz göze gelince, çok güzel düşünüyor. Epey güzeldi. Çünkü tatiller güzeldir.
---
İş yerinden arkadaş, Ayvalık'tan magnet almış bana. Çok otantik, daha önce hiç görmediğim türden bir magnet. Pek sevdim. Ama çantamdan çıkarmaya fırsat bulamadım bir türlü. Hediye paketinin içinde ezik ezik duruyordu. Bugün gelişigüzel tel tokalar attım çantama. Allah kahretmesin, yine bulmak için tüm çantamı boşaltmam gerekecek derken, bir baktım; magnet toplamış hepsini. Mıknatıslı kısmına yapışmışlar. Ehuehue. Çok güzel değil mi? Seni şanslı piç dedim kendime dönüp.
---
---
Şu yandaki tipi kendimle çok özdeşletirdim. O da öyle bir şey işte.
---
Bütün samimiyetimle şunu söyleyebilirim ki; bir yerlerde insanlar kuşlar gibi öldürülürken, o kadar kolayca dünya üzerinden yok olabilirken, bizim sokakta mutlulukla oynadığımız yaşlarda olan çocuklar ölümle iç içe yaşarken, içimden pek bir şey yapmak gelmiyor. Ne kadar manasız şeylerle oyalanıyorum bazen diyorum. Fakat o "oyalanmak" ki pek çoğumuzun hayatında bir amaç. Ve devam ediyoruz. Devam ediyorum. İnsanlıktan çıkmak üzereyiz kimi yönlerden bence. 140 karakterden ibaret kalacağız ya da bildirimini yaptığımız yerlerin hayaleti olarak aptal gibi dolanacağız diye korkuyorum bir gün.
---
Bir de şey; aynı şeyleri düşünen bir sürü insanız. Hepimiz gerizekalı değiliz daha. Birileri halen bir şeylerden gerçekten rahatsız oluyor. Gerçekten birilerinin karşısına geçip "SİZ NEDEN BAHSEDİYORSUNUZ ARKADAŞLAR!" diye pöykürmek istiyoruz.
---
Öyle. Sözün bittiği yerde kanal değiştirilir. "Zapping" yapılır. (Geçen bunu bilemedi kelime oyununda kız.)





Varlığımın çiğ köfteye armağan olduğu saatlerdeyiz.