Biri, diğerine şey diyor mesela: "Ya arkadaş bu nasıl bir umarsızlık, ben kaç gündür uyuyamıyorum, şarkı dinleyemiyorum vs." İçinde bulunduğumuz şu günlerden bahsediyorum. Ve böyle uyuyamayan, şarkı dinleyemeyen, yemek yiyemeyen ve çoğunlukmuş gibi görünen topluluğa da inanmıyorum.
Bir sürü güzel şey yapıldı. Ve bir sürü güzel insan var Türkiye'de. Bir kez daha gördük, inandık. Bir sürü güzel şey yazılıp çiziliyor. Her şeyden evvel, fikirsizlikten kurtulma yolunda ciddi bir ilerleme kaydettik. Benim açımdan en ciddi kazanım budur. Bu nedenle bu yolda konuşulan her şeye varım, yapılan her hareketi de anlamaya çalışırım. Uyup uymaması farketmez. Yalnız şunu anlayamıyorum; yine bir sürü adam hortladı halk kahramanı olarak. Bu ülkenin gerçek sahipleriymişcesine yol yordam bilmeden, tek söz hakkı onların sandılar filan. Bu ülkenin belli bir sınıfa, zümreye, belli özellikte insanlara mâl ediliyor olmasını anlayamıyorum. Empati kurmaktan bu kadar aciz olmalarını da anlayamıyorum. Gözlemlediğim belli bir kesim var mesela; ciddi olarak  yokluk çekmemişler. Bu nedenle kömür, makarna ikilisinden yürüyüp, devamlı olarak aynı eksenden saldırı durumundalar. Bunun yanında, bir paket makarnanın ciddi anlamda büyük bir nimet sayıldığı evlere inanamıyorlar. Böyle bir olasılık yok onlara göre mesela. Herkes okuyabiliyor, herkes her şeyden haberdar, değilse bile olmalı. İmkansızlık bu çağda bir mazaret olamaz vs. Peki gerçekten böyle mi bu? Elektriğin olduğu zamanlar bayram yapan köyler yok mu? Öğretmen gelse de, okul olsa da bir şeyler öğrensek diyen çocuklar kalmadı mı?

Ben, insanları düşüncelerine göre yargılamama olgunluğunu çok kolay edinmedim. Hala tam anlamıyla oturtabilmiş bile değilimdir belki. Ama şunu epey iyi anladım ki, bu konuda pek çok insandan iyiyim. Övündüğüm özelliklerimden biri de budur. Oturup, böyle tırıvırı özelliklerimle mutlu olurum. İşte bu yüzden nerede olursam olayım, kimle konuşursam konuşayım, birkaç açıdan düşünüp yorum yapmaktan çekinmiyorum. İşte bu yüzden dedim ki, bir de yazayım. E özlemişim ehuehu.

Pis bir dünyada yaşıyoruz. Baya pis ve piç. Gittikçe de daha iyi falan olmayacak. Bunu olumsuz ve ümitsiz bir insan olarak değil; son derece soğukkanlı ve gerçekçi biri olarak söylüyorum. Hatta yatağımda bağdaş kurmuş, bildiğin kaykılmış, gayet lakayıt bir tavırla yazıyorum. İnsanlar çaresiz. Çaresiz insanlar var daha doğrusu. Gerçekten çaresizseniz, yapamayacağınız pek bir şey yoktur. Ve bu konuda gerçekten çaresiz kalmadan ahkam kesmek çok sağlıklı da olmaz bence. İşte bütün bu kömür ve makarna muhabbetinden gelmek istediğim nokta bu. Kömür makarna dağıtanı savunmak ya da kendilerinde haklı taraflar aramak değil; sistemin, önce bir kesim insanı gerçekten buna ihtiyaç duyacak noktaya getirmek ve sonra ihtiyacını karşılamak şeklinde işlediğine dikkati çekmek. Son derece akıllıca değil mi? İşte işler basitçe böyle yürüyorken (prensip olarak en azından), hayatında soba yakmamış bir vatandaşımızın o insanı aşağılamasına ya da o insanı etiketlemeye hakkı yoktur. Düşüncesini benim gibi dile getirebilir bence. Ben şu an dev bir politikacı gibi görünüyorum eheuehu. Ama aslında her tarafa geçip yorum yapıyorum, yaftalamamaya dikkat ederek.

Dünya bombok insanlarla dolu. Yalnızca konuşan.

İşte bu yüzden bana göre, pek çok şeyin savunulacak bir tarafı yok. Kötü olan tek bir kesim yok. Kötü olan insanlar var. Kötü olan alışkanlıklar var. Kötü olan ruhlar var. Ruhlar düzeltilemez. Alışkanlıklardan kurtulabiliriz. Bize uymayan insanlardan da öyle. Ama yine de anlaşamayacağımız taraflar olacak. Memnuniyetsiz olacağız. Sebebi, farklılıklarımızda benzerlikler aramak yerine, olabildiğince kendimize uydurmaya çalışmak. Bunu milyarlarca insanın aynı anda yaptığını düşünsene.

Buradan demokratik toplumlara, onların geçmişine ve en nihayetinde devrim kelimesinin köküne ve uygarlıklardaki algılanışı ve uygulanışına kadar yürüyebiliriz. Bu konuda konuşmak için ekstra kağıt ve zamana ihtiyacım olabilir ama hocam.

Karıştırayazdım yine.

Demem o ki rahatsız olduğum şeyler var koç. Herkes gibi. Ve bunları böyle bağdaş filan kurarak, yaya yaya, "herkesle" konuşabileceğim bir dünya isterdim. Birinin makamına, ne idüğü belirsiz insanları sanatçı kisvesi altında halkın temsilcisiymişcesine kabul ettiği; ama bunun yanında bir nevî kendisini  o makama getirmiş halkı dinlemediği bir dünya değil. Ayrıca kim olursa olsun bana karşı üslubuna dikkat etmek zorunda. Hele de bu kişilerin ekstra bir siyasî kimliği mevcutsa ve devamlı olarak halka hitap ediyorsa ekstra özen göstermeli. Bu konuda çok iyi bir örnek biliyorum. Maalesef kendisiyle tanışma onuruna erişemedim: Mustafa Kemal Atatürk.

Bu kim olursa olsun böyle. Bir insanın başka bir insanı dinlemediği bir dünyada işler genellikle hep boka sarar. Her zaman konuşamazsınız. Dur dinle, yoksa duyamazsın demiş kızılderili atasözü. Kızılderililerin über bir topluluk olduğuna gönülden inanıyorum zaten.

Okuduğun, gördüğün, duyduğun şeyler üzerine ayırdığın zaman,  kendine yaptığın en büyük iyiliktir. Bir şeylerden sonuç çıkarmak için yalnızca gözler kulaklar yeterli olsaydı, kafamızın içinde 1,5-2 kilo ağırlığında bir şey taşımamıza gerek kalmazdı bence.

"Kalkın! Direnin!" diyen twitter delikanlıları da epey gıcık etti mesela bu süreçte beni. Ben genel olarak emir kipinden hoşlanmayan biri olduğum için, ekstra kıl oluyorum. Koyun muyuz lan biz! Direnişin yolu bir değildir ama bir olmaktan geçer. O ilk "bir" ile kastetttiğimi anlatabildim umarım. İnsanları güdümlemek bir tarzdır ama çok hoşlanılmaz. Düşündürmek daha mühim bence. Hazır olan şeye yönlendirerek bir nevî koyunlaştırıyorsun. Düşünmesini sağlayarak, ona kendisi için iyi olduğunu düşündüğü bir yol çizme özgürlüğü sağlıyorsun. Diğer bir deyişle birey olmasını sağlıyorsun dolaylı yoldan.

Belki biraz da bu nedenle, işin mizah tarafı her zaman daha ilgi çekici oluyor bende.

Öyle yani. İyice bomboş gelen zamanlardayım anlayacağınız. Sırf o güzel gözlü köpeklerin, patisiyle ağzını yüzünü kapatmaktan aciz olan yaratıkların düştüğü durumlar bile içler acısı. Tüm bunlar yalnızca insan olduğumuz için acıtmalı canımızı, düşündürmeli ne yapılabilir diye. Biraz da çok anlamıyorsak konuşmamalıyız. Bir keresinde demiştim, keşke herkes özgür olmasaymış. Bazılarına facebook hesabı açmak için ALES'ten 90 barajı falan konulsaymış mesela ehuehue.

Ankaranın başında kocaman bir huni var. Hem de resmî twitter hesabı olan bir huni, buna ne diyeceksiniz? Hâliyle ağzı olan da konuşacağım diyor.

---

Çook uzun zaman evden uzak kaldıktan sonra, o ilk yatağına girdiğin an nasıldır? Çarşaflar serin serinse bir de. Nedense şu an öyle hissettim. Özlemişim buraları.
İki sene öncesini düşünüyorum mesela. Yoğun yazdığım zamanları. Çok uzağımda olan insanların daha yakınımda olduğu zamanları.

Bunu bir ara konuşalım.

"Kendime not: Cahille ve çaresizle değil, kötü niyetliyle alay et." Çaldım bunu twitterdan. Çünkü bana da not. Bence size de olsun. Olmazsa da olsun.

Greko Latin.

Together, to be.