Adsız

-Sen düşünmedikçe doğru ya da yanlış diye bir şey yok. Müzik kutum böyle söyledi dün gece bana.
Demişim sabah. Ve eklemişim: "Bugün doğum günüm, hatırlatayım istedim." İnsan doğduğu günü hatırlamıyor çünkü. Birileri söylüyor şu gün doğdun diye ve o günü bir daha hiç unutmuyoruz. Ne garip.
Zannediyorum sene 2002. Athenanın Her Şey Yolunda albümü çıkmış. Orada bir şarkı var; An. Benim de walkmanim var yeni, babam almış. Nasıl mucizevi tabii. O güne kadar, o kısacık -12 senelik- hayatımda bi' narenciye sıkacağına bir de ona o kadar şaşırmışım. Belki bir de uzaktan kumanda. Neyse, An'ı dinleyip duruyorum. Sonra Hayat Bilgisi'nde bir bölümde çalıyor şarkı. Mehmet diye bir çocuk var o sıralarda dizide. Yakışıklıca. Ses tonu şahane. Ben 12 senelik gıcır gıcır kafamla beğeniyorum bu ağbiyi. Ağbi, evet. Babası yazar (sanırım), kaçıp duruyor bunlar polisten. Derken iki sene sonra elimdeki bu masumane alet, beni hayal dünyamın sınırlarını zorlamaya teşvik ediyor ve alabildiğine koşuyorum orda An çaldıkça. Hah işte, o zamandan beri klarnet sesini seviyorum sanırım. Yani klarnet sesini seviyorum evet; fakat ne zamandan beri, onu inceledik az önce. Ve işte o zamandan beri, kollarıma uzun gelen hırkamla camın kenarında oturup Mehmet kılıklı tiplerin karizmatik ses tonu olduğunu ve gelip beni o An'da dansa kaldıracaklarını hayal ediyorum. Walkman dinleyerek. Ordan sonra kayış kopuyor zaten, toparlayamıyoruz.
23 yaşına geliyorum; ofisim falan oluyor, işe başlamışım; işim gücüm tüp çikolata. Kinder sürpriz oyuncaklarıyla kalemliğin etrafına dekor falan yapmak. Üstelik işin enteresanı bu ve bunun gibi pek çok şeyi, hayatın anlamlarıymışcasına ciddiye alıyorum. Diğer bütün milyon dolarlık mevzular falan hikaye. İşin esprisi gibi.
Evdeyken, uykuya hasret olduğumu bilen sevgili ailemin beni poh poh perisi yapmasıyla, tabiri caizse döne döne uyuyorum yatakta. Saat 9'da falan dayanamıyor, tuvalate gitmek için kalkıyorum; kazara annemle karşılaşınca gözlerim hafif kapalı, mır mır; "Uyanmadım." diyorum. Annem gülüyor.
23 yaşındayım ve annemle babamın arasına sığıyorum. Bir tavşanım var ve hala ara sıra onunla uyuyorum. Bütün bunlar alışkanlıktan biraz farklı. Oyuncak sevdası diye bir şey var mesela, Recaizadenin Araba Sevdası'ndan farklı olarak. Peçete koleksiyonum vardı, hala durur. Birinin kenarı kirli hatta. Gülerim görünce.
Bir sürü adsız yazım var. Adsız duygularım var. Üç yıldır gelip arada konuşurum burada, hala adsız postlarım var. Kendimi bir bekleme odasında gibi hissediyorum zaman zaman. İçimdeki hasta çıkmıyor bir türlü.

İşin aslı, dün 2.El Film Festivali açılışına gittik. Barbaros Erköse'nin hayatını konu alan "Sensiz Yaşanmaz" adlı belgeseli izledik. "Müziksiz hayat hatadır." sözüyle başlıyor Nietzsche'nin. 
Gece de eve geldim ve gerçek bir sürprizle karşılaştım. Ben her doğum günümde ne kadar güzel insanlarım var benim ya (sizin bunlarınız var mııı) diye düşünürüm mesela.
İşte öyle.

Cem Karaca-Adsız

Fillerin ayini

Bir başka siesta daha