Yoruluyoruz reyiz!

Aslında daha iyi. Kafam sürekli meşgul olduğu zamanlar harikayım. Diğer zamanlarda.. İyi olunca haber veririm.
Bunun için sık sık tiyatroya gidiyorum. Sevdiğim dizileri yeniden izliyorum. Daha çok portakal suyu içiyorum. Bir narenciye sıkacağı aldık, hayatım değişti. Onu kurcalarken mutlu oluyorum. Yatmadan önce hiçbir şey düşünmemeye özen gösteriyorum. Yorganı başımın üstüne kadar çekiyorum ki gece üzerime gelebilmesin. Bütün bu koşuşturmacada, yine de, sık sık en başa dönüyorum. 
Bir gün kafamı bir çöp kutusunun içine fırlatıp atmadığım sürece de düşüneceğim. 
Alelade bir oyun izlerken düşüneceğim. Bir satır okurken düşüneceğim. Sonra sabah olacak. Ben güneşin doğuşunu akşamdan düşüneceğim. 
Neden biliyor musunuz? Hepimiz aynı manasızlığın içindeyiz ve belki biraz düşünürsek, bunun ne kadar manasız olduğunu anlayabiliriz. 
"Şu dünyada henüz değerini kaybetmeyen birkaç şeye karşı anlayışsız ve duygusuz olan insanların bulunması beni neredeyse çıldırtacak." diyor kitapta. 
Kitap yazmak bu yüzden şahane bir şey. Tek bir cümlen, dünya üzerinde hiç tanımadığın insanların duygularına tercüman olabiliyor. Öyle ağdalı bir cümle falan olmasına da gerek yok.
Bu aralar bir kitap olsam, okurken uyuyakalırdınız sanırım. 

Bu hafta iki oyuna gittim. Haftanın kazancı buydu. Tiyatro sanatçılarının işlerinden aldığı tatmini pek azımız alabiliyoruzdur sanırım. Her alkış sırasında etkilenirim. Her başlangıçta heyecanlanırım. Üstelik hayatımın hiçbir dönemi tiyatroyla ilgilenmedim. Sahne falan bilmem. Ama Cemal Süreya'yı anlamak için şair olmak gerekmez öyle değil mi..
Son cümleyi kurarken aklıma bir replik geldi:
"Sana kadınları sorsam neleri sevdikleri hakkında bir sürü şey sayarsın. Belki birkaç kere yatmışsındır da. Ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne demek olduğunu söyleyemezsin. Sana savaşı sorsam Shakespeare’den bahsedersin değil mi? Ama hiç savaş görmedin. En yakın dostunun, kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin. Sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. Ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. Sana gözleriyle hükmedecek birini hiç görmedin. Tanrı’nın seni cehennemden kurtarması için indirdiği meleğin o olduğunu hiç düşünmedin. Onun meleği olmak nasıl bir şey bunu da bilmiyorsun. Bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı…"
Sonra bir de bu vardı:
"Mükemmel değilsin. Seni şüpheden kurtarayım tanıştığın o kız da mükemmel değil. Asıl soru birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız. Önemli olan bu. Dünyadaki her şeyi bilebilirsin ama bunu öğrenmenin tek yolu denemektir."

Hala Cem Yılmaz izlemedim ayrıca. "Ay çok güldük, başımıza bir şey gelmesin"ci miyim neyim ehehueh.
Öyle.
Allahım narenciye makinemiz nasıl güzel. Dünkü eğlencem oydu mesela. Neredeyse hiç kuvvet kullanmadan portakalları sıktıkça mutlu oldum. C vitamini zehirlenmesi diye bir şey varmış yalnız. Onu da bugün yemekte arkadaşlardan öğrendim. Çok içme, çarpmasın dediler. Biz aşkın şarabını içmişiz, bize bir şey olmaz dedeler dedim.

Neyse.
Gene laf karıştı.

Eksik bir şey mi var?