"Mutluluk da bir aldanış mıdır dersin, Wilhelm?"
"Kendi istek ve ihtiyacı dışında yaranmak, para kazanmak, ün salmak veya buna benzer şeyler uğruna çalışan bir kimse gerçekten budaladır."
"Sana açıkça söyleyeyim, Wilhelm, sevdiğim ve biraz söz geçirebileceğim bir kızın, bu yolda öleceğimi bilsem de, benden başka hiç kimseyle vals yapamayacağına yemin ettim. Beni anlıyor değil mi?"

Genç Werther'in Acıları'ndan birkaç kuple.
Bu roman piyasaya çıktıktan sonra, birçok intihar vakasıyla karşılaşılmış. Almanya, Werther kılıklı gençlerle dolmuş.Ne enteresan di mi? Kelimelerin gücüne inanın sevgili dostlarım. Eheueh Yoda falan zannetim bir an kendimi.
Biraz rahatsızım. Hani insanın battaniyenin altından çıkmak istemediği anlar vardır. Vücudu dövülmüş gibidir, sızlar; dışardaki her şeyi bir tehdit olarak algılar. İşte öyleyim. Hatta ciddi ciddi kendimi kuru temizlemeye falan vermeyi düşündüm. Duş almak zor geldi.
En kötüsü de ne biliyor musun? Yarın işe gitmek zorunda olmam.
Eğer böyle bir zorunluluğum olmasa, nereye gideceğimi çok iyi biliyorum aslında. Ama gidilmiyor. Sayılı gün çabuk geçer demişler ya, kim demişse sinir bozucu bir şekilde doğru tespit yapmış. Bazen hemen hemen her şeyin insanın kafasının içinde bittiğine inanıyorum. Düşünsenize nasıl bir güce sahibiz. Pek çoğumuz çok fazla düşünmediğimiz için mi çaresiziz peki? Ya da çaresiz miyiz ki?
Evet, bazı durumlar karşısında öyleyiz. Boynumuz kıldan ince. Anneannem hep şey der; içinde kalıp seni yoracağına, söyle kurtul karşındakiler de düşünsün. Doğru. Ama söyleyemediğin şeyler oluyor. Oluyor di mi? Size olmuyor mu?
Bence hepimizin söylemediği/söyleyemediği şeyler var. Bu, bazen bir tercih, bazen bir zorunluluk, bazense garip ama bir ihtiyaç. Bence ile başlayan cümlelerin sağladığı sonsuz özgürlüğü seviyorum.
Bazen, kendimi çok güçsüz hissettiğim anlar oluyor. Şu kenarı oturuvereyim güçsüzlüğü değil; gözlerimin alt yazısını kapatamama güçsüzlüğü. Oysa, güçlüysen eğer, istediğin şeyleri söylersin ve karşındaki başka hiçbir şeyden şüphelenmez. Ama böyle bir güce sahip olmak istediğimden de emin değilim.
Ben içimden gelen her şeyi söyleme güçsüzlüğünü, buna tercih ediyorum. Yeri gelmemişken şunu söylemek istiyorum; birileri için bir şeyler yapmak çok eskilerde kaldı değil mi? Dolayısıyla bunun mutluluğunu unutmuşuz..
Akşama doğru ateşim çıktı. Şu an yattığım yerden devam ediyorum. Ateşimin de sabaha kadar düşmesini umut ediyorum. Bir yandan da Sadri Alışık'ın ağzından ben seni unutmak için sevmedim şarkısını dinliyorum. Sırada bu varmış çünkü, durup dururken neden açayım diğğ mi ya.
Cuma akşamı Mathilda ile Life of Pi filmine gittik ve uzun zamandır izlediğim en iyi filmdi. Filmle ilgili beni derinden etkileyen bir sahneyi paylaşmak isterdim ama bunu spoiler vermeden yapamayacağım sanırım. Siz de "ne söylüyon bea!" diye üzerime gelmeyin diye, susuyorum.
Ateşim var.
Dışarda kar yağıyor, benim içime yağmur yağıyor; siz televizyona dalmışsınızdır allah bilir.

"Sanırım, hayatının bütünü, geride bırakmak eylemidir, ancak en çok canını acıtan veda için bir anın olmamasıdır."

Ateşim var. Burnumdan sıcak sıcak veriyorum nefesimi. O his vardır ya hani, hiç sevmem.

Yoruluyoruz reyiz!