Camımın önündeki dut ağacını kestiler. 
Geçenlerde bir sabah bi kalktım, kocaman bir boşluk. Biraz daha erken kalksam, kesenleri iş üstünde yakalabilecekmişim. Böylece sinirim burnumdayken çok daha efektif olacaktı çemkirişlerim. Akşamüstü haliyle biraz daha elit oldu. Bunda, annemlerin de büyük bi etkisi var tabi. Sürekli araya girdiler iki satır bağıramadım adama. Küçük enişte tutulmamalı, öğrenemedik mi acaba?
Peki sabah sabah nerdeyse ağlamama sebebiyet veren bu son derece gereksiz hareketin mazereti neydi dersiniz? Sordum tabi. Dedim ki, bey amca, çok afedersin ama bir tarafına mı girdi bu ağaç senin? Hayır, rüyamda gördüm; ak sakallı bir dede geldi, kes bunu dedi; sonra bi ışık gördüm. 
Böyle demiş olsa, biraz daha mantıklı bile olabilirdi. Ama o, mıyıl mıyıl sadece şunu dedi: "Çok yaprak döküyür, pislik oluyür." 
İşte bu noktada babam devreye girdi. Niye o kadar nazikçe, bir Ziyagil sükunetiyle birbiri arkasına sıraladı cümleleri bilmiyorum. Sanırım ben geceyi karakolda filan geçirmeyeyim diye. 
Adamın sıkıştıkça eklediği sebeplerin hepsi birbirinden komik. Bir sonraki gerekçesi, böcek yapıyür idi. Ulan artık böcek mi kalmış. O böceği yapıyorsa bile sadece sana mı yapıyor, başkaları neden şikayetçi değil. Beetlejuice ailesi mi onlar. Senin de, sana bunu yapman için izin veren mercilerin de, o dut ağacı kadar değeri yok. Onun varlığının bi nedeni vardı en azından.
Bu bahsettiğim, gözünü sevdiğim dut ağacım, manzaramın en şık parçasıydı ulan it. Dalları nerdeyse odamın camından içeri girecekti. Kuşlar konup dut yerdi lan. Ne kadar büyüktü haberin var mı. Bir ağacın o boyuta gelebilmesi ne kadar zaman alıyor biliyo musun. İki gram oksijen gidiyordu beynine sayesinde kodumun tipsizi.
Bir ağacı "çok yaprak döküyür" diye kesmenin, çok saçı dökülüyor diye insan öldürmekten ne farkı var bunu bana anlatabilir misin abidin?
Defol git gözüm görmesin abidin.

Ben hep o ağaca bakıp, şunu dinleyip, bir şeyler karalardım. Dallarının arasından öğleden sonra güneşi sızardı odama. Allahım ağlıcam.
Öyleyse bu gece Ortaçgil. Anısına.

Who is the knife?