Rüzgarlı havaları ne çok severim, bilirsin. Saçın başın birbirine giriyor, feleğin şaşıyor ve mis gibi bir koku oluyor ya; suratımdaki gülümsemenin sebebi bu işte. 
Uzun bir aradan sonra bir şeyler kurcaladım. Bir şeyler karaladım ve bir şeyler kaldırdım. Unuttuğum birkaç dergi, aralarına sıkışmış notlar çıktı karşıma. Dünya üzerinde, başka hiçbir insan için herhangi bir şey ifade etmeyecek ve hiç kimsenin lüzumlu görmeyeceği zilyon tane anı. Hepsi yüklediğimiz anlam kadar ağır yalnızca. Ve hepi topu bir kutu sadece.
Sonra balkona kaçtım. Evimiz öyle bir konumlanmış ki, şehrin doya doya seyredilebileceği daha iyi bir yer olamazdı bu balkondan başka. Açımız şahane, keyfimiz serin. Lodos ılık ama baş döndürüyor. O anı paylaşmak isterdim. Paylaşmasam ölecektim. Paylaşmadım, ölmedim. 
Ölmüyorsun da, biraz acıyor. 
---
Kitaplığımı boşalttım. Bütün kitaplarımı kutulara doldurdum. Şöyle bir baktım etrafıma, dudağım büzüldü. Canım çok da drama çekmiyor bu aralar, ama onun beni göresi var demek ki. İçeri gidip, "Benim odamı müze yapın." dedim bizimkilere. Ühüü efektleri ile. 
Babam, "Biz oturma odası yapmayı düşündük ama?"
Başardı tabi, güldüm.

Şarkı yok. Bu gece sessiz. 
Şarkı sözü var: "Yani rüzgar her şeyi alıp götürmeyecek mi?"

Taş,sopa,biber gazı