Dikkat et, düşme

Hayatımın repliklerindendir sanırım.
-Annee ben salıncağa gidiyom!
-Anneee ben de çıkçam ağaca!
-Anniee bak kapıya nası tırmanıyom!
...

Dikkat etsen de etmesen de düşersin. Düştüğün olmuştur. Düşmeden de olmaz. Düşeceğin varsa, düşeceksindir. Çok mu kaderci yaklaştım? Hadi bi de siz yaklaşın bakalım bir değişiklik oluyor mu.
İstediğin taraftan yanaş, bu böyle.
Bunun böyle olduğunu herkes eşşek gibi bilir. Anneler de bilir ama orada içgüdüler devreye giriyor. Bırakın söylesinler "Dikkat et!" diye; böyle hafif kırıştırarak alınlarını, kuşkulu bakarak.
Önceden, gerçekten dikkat ettiğimde düşmezmişim diye ciddi ciddi inandığım anlar olmuştu.
Sonra asıl sıkıntının dikkat etme kısmında olduğunu anladım.
İşin aslı düşmek pek o kadar da mühim bir olay değildi benim için. Dizimdeki yaralar çabuk kabuk bağlardı ve ben o kabuğu ısrarla kopartmasam eminim daha çabuk iyileşirdi. Belki o yüzden, önceleri dikkat etme kısmına çok da kafa yormamıştım.
Derken bütün düşmelerin ondan ibaret olmadığını öğrendiğim yaşlara geldim.
Bazılarını engellemek için gözlerinizi kaçırmanız icap ediyordu. Çünkü söz konusu düşüş başka bir düşüştü ve ondan sağ çıkamayabilirdiniz kimi zaman.

Bilmiyorum.
Biri arkamdan mı itti, dikkat mi etmedim ama bir bakışa düştüm. Düşeli baya da oluyor. Ve enteresandır ki burnum bile kanamadı. Ufak tefek sıyrıklarla atlatıyoruz bazen. Üstelik benim verdiğim zarar daha büyük sanırım.
Ama işte annemin o  "Dikkat et!" cümlesi hep yankılanıyor kulağımda.
Ve insan bu gibi durumlarda dikkat etmediğinde daha bi mutlu sanki.
Elleri terleten ama aynı zamanda tuhaf bir zevk veren, çok kedi canını bir duygu.
Neyse.
Tumblrda aşk kadını, bloggerda aylak madam, twitterda komedi kuşu olmam gerekiyordu. Bir karışıklık oldu.

Bugünkü şarkı, kpss sonuçlarına sarılıp uyuyan (erhalde) ösym'ye geliyor.

Brazzaville-17

Tombik döner

Burak Aksak