Bu oyun çekilir kurmaca değil

Sevgili günlük.
Bugün annem beni, zaman neden bu kadar çabuk geçiyor şeklindeki popüler sorumu henüz yinelemiştim ki, susturdu. Bilimsel gelişmelere göre, annemin o an adını tam olarak hatırlayamadığı bir rezonansın artması, dünyanın ağırlık merkezinin değişmesi ve tabi ki küresel nedenlerden dolayı 24 saatlik zaman dilimi 16 saat gibi yaşanıyormuş. Falanlar filanlar. E yuh çokmuş diyerek tepkinin dibine vurunca annem de açıklamayı bıraktı. Sırf rezonansın adını merak ettiğimden açtım okudum. Enteresan ama hala komik geliyordu. Sorun bende evet, orada hemfikiriz.
Ama düşünsenize, elinizdeki topu daha hızlı döndürüyorsunuz. (Şimdi kafası çok çalışan adamların dünyanın top şeklinde olmadığı düzeltmeleri ile kısa bi ara veriyoruz..) Derken, daha hızlı, daha hızlı vee en hızlı. Lego adamlar, kurşun askerler düşüyor. Sadece porselen bebekler kalıncaya kadar topun üzerinde, döndürüyorsunuz. Bu arada bazılarımız hala düşmemişken, blogluyor; biraz da dizüstü edebiyat tadında (gülüşmeler).
Keşke hayatımız biraz daha fantastik olsaydı.
(Schuman rezonansı bu arada).
Pek çok şeyden ziyadesiyle sıkıldım.
Ve zaman zaman kendim de dahil olmak üzere, etrafımdaki -tanıdığım, tanımadığım- pek çok insanda aynı ifadesiz bakışları görüyorum. Tam anlamıyla ifadesiz. Ölü yani. Yorgun ya da sıkkın değil; öyle olsa durum o kadar da kötü değildir çünkü. Onlar yaşam belirtisidir.
Peşinde koştuğum, çabaladığım şeylerin; yaşamak için gerekli olduğu düşüncesi zaman zaman çok alçaltıcı geliyor. Düzene karşıcılık oynamak istemiyorum ama bunları düşünmeden de edemiyorum.
Az önceki sıkıldım kelimesi; of her şey aynı, tatil oldu hala bodruma inemedim, yapacak hiçbir şey yok ımmfs altyazılarını içermiyor kesinlikle. Yanlış anlaşılmasın. (Ya da anlaşılsın, bi tarafımda olmayacaktır. Sadece elimden geldiği kadar iyi ifade etmeliyim. Gerisini hafif büyümüş popomla selamlarım). Çünkü öylesi bir tepki, benim durumumdaki biri için şımarıklığın dibi olur. Kurşun asker olur düşerim topun üzerinden mazallah.
Sadece, insanın zaman zaman döngü içerisinde şöyle bi durup deriiiin deriiiin iç çektiği anlar vardır ya, öyle.
Eski, kafamızı sıksa da takmaktan hoşlandığımız ve kulaklarımızı en iyi sıcak tutan bi bere gibi. Onu taktığınızda gayet iyi hissedersiniz; öyle ki, aynaya baktığınızda içinde bulunduğunuz rahatsız durum yüzünüze yansımaz bile; gülümsersiniz.
Ama onunla da yaşanmıyor tabi. Bahar oluyor, yaz geliyor. Saçlarını savurası geliyor insanın..
O yüzden diyorum ki, yakın gelecek için en köklü planımız öğle aralarımızın kıymetini bilmek olsun. Günleri 12 saat gibi hissetmeye başladığımızda ya da onlar saatler içinde avcumuzda unufak olduğunda, çok ararız..
Saat farkları da ölsün istiyorum mesela.
Hani dünya bizi yakınlaştırmak için dönüyordu?
Onun da kafası karışmış bu aralar bence.

Kings of Convenience-Stay out of trouble


Sanki siz linke tıkladığınızda ismi görmüyormuşsunuz gibi her defasında yazıyorum ya böyle, bayılıyorum kendime.

Güzel şeyler hep küçük bir yerlerde başlar zaten

Kasaplanka