Back to the inside

Gibi olacak biraz. Kendi kendine konuşmacalar, stüdyoda duygusal anlar. Belki, birazcık.
Babamı çok özledim. Bu "çok özlemeler" zaman geçtikçe öyle bir hal alıyor ki "çok" oluyor cidden. Komiklikler, şakalar geçiyor; yerini özlemeler alıyor.
Babamın yanında oturmayı özledim. Balkondaki yaz gecelerini. Her seferinde aynı şey olur. Ya da bana öyle gelir. O uzaklara bakar böyle ve ben ne düşünüyorsun baba derim. Hiçbir şey düşünmüyorum der. Ben bir insan hiçbir şey düşünmeden duramaz derim. Güler sonra bana. Aradan birkaç dakika geçer, bir soru sorar ve ben ne düşündüğünü anlarım. Açık seçik söylemediğinden midir nedir, daha tatlı gelir. Daha bir kendimle gurur duyarım anlayabilen olduğum için.
Babamın nasıl bu kadar dengeli olabildiğine hep şaşırmışımdır. Onun ve annemin kafasının içindekileri hep merak etmişimdir. Ve her zaman en ilgimi çeken iki insan olmuşlardır.
Bir gün hafızamı kaybetmekten çok korkuyorum. Bir insanın hafızasını kaybetmesi, hayatında başına gelebilecek en kötü şey olmalı. Her şeyi unutmak istiyorum dediğiniz anlarda, bunu gerçekten kastedip etmediğinizi düşünün yani.
Küçüklüğüme dair bazı şeyleri çok net hatırlayamamak bile sinirimi bozuyor bazen.
En son eve gittiğimde (bu cümle inanılmaz rahatsız ettti şu an beni) annemle eski fotoğraflara bakıyorduk. Bir fotoğrafım var. Beş ya da altı, kaçıncı doğumgünüm bilmiyorum; anneannemler, iki teyzem, annem, babam ve ben. Ben koltuğa oturmuşum play doh ( bu yazı reklam içerir ) oyun hamurumla bir şeyler yapıyorum. Anneannem gencecik resmen, bana doğru eğilmiş elimdekine bakıyor anneanne bakışlarıyla. Ortanca teyzem yerde dizlerinin üzerinde; o da bir şeyler yapıyor gülümseyerek. Annem diğer tarafıma oturmuş, o kadar güzel görünüyor ki.
Muhtemelen babam da fotoğraf çekiyor. Ve çok yakışıklı.
Sonraki kare; Ben küçük teyzem ve anneannemin ortasına oturmuşum. Kafam teyzemin göğsünde, elim anneannemin iki eli arasında. Annem teyzemin yanında, ortancası ise anneannemin. Babam yine vizörün diğer tarafında. Mutluluk yüzümden akıyor.
Bazen fotoğraflar beni gerçekten çok hüzünlendiriyor. Ben en çok çocukken gülüyormuşum süt dişlerimi göstere göstere.
Şimdi aşağıdaki gibi işte.


Bugün In the mood for love'ı izledim ayrıca nihayet. O da epey hüzünlendirdi beni. Ağlak değil, cıvık değil, dokunaklı.
"Tozlu bir pencere camından bakar gibi. Kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz."

dedi filmin sonunda ve bendekayış koptu kaptan!
Dün gece de ne güzel eğlenmiştik halbuki..

Yukarı iliştirdim müziği. Maksat atraksiyon olsun, hayatımıza renk gelsin.

Uzaylı

Half man