Half man

Yarı final demişim, başlık şeklinde taslaklarda kalmış en son post. Direkt finalle karşınızdayım. Şu anda, resmen bitmiştir sanıyorum..
Ama çok değişik oldu. Kağıdı verirken, sanki eve gelicem daha çalışacak sınavlarım var edasındaydım. Nasılsa yine görüşeceğim gibi bir hisle çıktım bölümden. Ben kalpten bağlıyım oraya ondan sanırım. Çok acayip.
Neyse, onu geçelim de, bu his ne kadar şahaneymiş yahu! 
Ses tonumdaki coşkuyu da hissedebilin diye kademe kademe büyülttüm puntoyu. Bundan sonra böyle işlerle uğraşacağım euheuheh.
Sanırım en güzel kısmı konvoy kısmıydı. Tadına doyamamış olacağım ki gazına gelip daha da hızlandığımız anlarda fonda çalan şarkıyı göndereceğim size az sonra.
Onun dışında yakın geleceğe dair birkaç planımdan bahsetmem gerekirse -ki gerekmediğini biliyorum- bir şey yapmayı düşünmüyorum. En sağlam planım da budur. Herkesin planına her türlü varım. Piyango bileti alıcam. Çıkarsa Boston'a gidicem. Bak gideceğim falan değil ha, gidicem.

Gelir gelmez Game of Thrones izledim. Sonra da apıştım kaldım. Bir daha ki sezonu nasıl bekleyeceğiz peki biz, bunu düşünenler oluyor mu? Bölüm bitti ben kara kara düşündüm, sonra geçti gerçi.

Tabi bir de koşa koşa ne yaptım? Metroland'e başladım. Sınavlar esnasında Karanlıkta Kahkaha'yı dayanamayıp okumuştum. Biraz da ne olacak şimdi, nasıl bağlayacak acaba telaşından ötürü. Ve şunu söylemeliyim ki (zaten yazmayı düşünüyordum) okuduğum en gerçekçi ve kimi yönleriyle en acımasız romanlardan biriydi. Gerçekçiydi; çünkü hayatta gerçekten Albinus kadar kör olabiliyor insanlar. İlişkiler baabında olmasa dahi, hepimiz en az bir kere bu kadar körleşmişizdir diye düşünüyorum. Acımasızdı; çünkü Margot gibi insanlar gerçekten var hayatta. Onu yalnızca bir kadın olarak değerlendirmekten öteye gidiyorsunuz romanı okurken. Çok daha genel, çok daha insani çıkarımlar yapabiliyorsunuz. Bu yönden Nabokov'u oldukça da başarılı buldum ben kendi adıma. Fakat okurken sinirlerim bozuldu, kimi zaman cidden bunalıma girdim. Ruh halimi etkiledi. Ulan dedim bazen, ulan olum Albert hatta Albi, uyan!

İnsanlar sevgisiz büyüdüğünde, sevgisiz kaldığında; siz onların karşısında genelde sevginizin leşini seyretmek durumundasınızdır. Çürümeye yüz tuttuğunda bile gördüklerinize inanamayacak kadar da kapalıdır gözleriniz.

Neyse. Metroland ile kitabın psikolojisinden sıyrılmak niyetindeyim. Öyle de olacak gibi.
Peruk gibi hüzünlü'yü okudunuz mu? Benim de bugün yky'de görünce aklıma geldi. Okuyacağım. Ama itiraf edeyim ki daha çok Sait Faik ödülü alan bir kitap olduğundan bu kadar istekliyim. Çok da normal aslında, niye itiraf etmeliyim dediysem. İlk intiba neticede. Sait Faik'e olan sevgimi de göz önüne alırsak parçalar birleşir.

Derken sonuna geliyoruz.

Caribou-Odessa 




Back to the inside

Vay canına!