Tunalı'da gezinirken bizde bir kahvaltının tutkusu

Değil tabi. Akşam olmuştu zira. Ama bir yemek tutkusu olduğu kesindi.
Ya bugün ne güzel bir gündü öyle ha! Ne kadar da güzeldi. Anlatsam şaşarsınız. Uzun da sürer. Ben yarın yola gidiyorum. Bana yollar gözüküyor. Hatta "yine yol var falımda". Bir şarkı bu kadar ergonomik kullanılır.
Ben şuna inanıyorum ki, alelade bir günde tanıştığınız alelade biri size çok fazla iyi gelebilir, dahası, çok güzel kapılar açabilir, aklınıza çok şahane şeyler sokabilir.
Tanıştığım kadın gerçekten inanılmazdı.
Ben başarılı insanlara hayranım.
Başarıya zaafım var, evet.
Peki bu arada beni sorarsanız nasıl mıyım? Finaller bitti, home sweet home, e bir de bugün.. Daha iyi olamazdım. Ben ilk kez Cinnahtan Botanik Park üzerinden geçerekten Tunalıya yürüdüm bugün. Bunu sık sık yapmaya karar verdik. Çok afilli bir marka olduğu belli olan bir ayakkabı mağazasının dekoruna hasta olduk. İçeride Al Pacino, Jack Nicholson efendime söyleyeyim Sean Penn gibi gibi bir çok sevimlisinin siyah beyaz en karizmatik fotoğrafları asılıydı. Baktık, "aman nasıl da şahane" dedik ve de Tunalıya giden yokuştan aşağı ayaklarımızı kaydıra kaydıra indik.
Donald Duck 5 Mart itibariyle Amerika'ya gidiyor.
Ama bu cümleyi, fikri, az sonra eternal sunshine yapacağım ve 4 marta kadar unutacağım.
Yersen.
Ben bir süre yokum.
En sevdiğim şarkımı şuracığa bırakıyorum. Sizleri de öpüyorum. Sömestr dedikleri hadise, benim için son. Okul bitince bu afilli kavram da tarihe karışıyor. Her ne kadar kalbimde her daim "15 tatil" olarak kalacaksa da.

Madrugada- This old house


Bu şarkıyla en güzel hayallerinizi kurarsınız umarım.
Ben bir süre sonra dinleyip dinleyip ağlayacağım da. Birileri olması gerektiği gibi güzel bir şekilde değerlendirmeli.
Bir gidemedim ayrıca farkettiniz mi?
Ne var lan. Burası benim çöplüğüm, yazacağım ulan sabaha kadar.
Özledim biliyor musunuz.
Bu kadar yalın bazen. Çıplak ayak çimenlerde koşuyor gibi hissedersin.
Bazen o kadar taze bir duygu. Ellerin buruşana kadar denizde oynamak gibi. Bazen o kadar yaşlıyım, bumburuşuk. (Böyle bir pekiştirme olduğunu sanmıyorum.) En son ne zaman sadece rüzgarın yüzümdeki yürüyüşünü hissetmek için açtım pencereyi bilmiyorum. Nefes alıp vermek ne kadar rutin bir iş. Bittiğinde bu kadar şaşırmamız bundan olmalı.
Özledim.
Söylemeye çalıştığım tek şey de bu. Göğsünde yatıp en sevdiğim kitabı ikinci kez okurken aldığım hazzı hiçbir şey vermiyor bana. Bu yüzden şarkının linkinden sonra devam etmemin bir sebebi var. Bazı şarkıların 2:11 dakikasında hafif bir tebessümle gözlerimden yaşların süzülmesinin de. Elimi cebime attığımda buruşuk bir mendil bulmanın bile bir anlamı olduğunu biliyor musun? Acımasız gerçekler gibi değil mi. Yanımda olsan gülerdik.
Yani anlatabiliyor muyum? Ortada açık seçik duran bir şey var ki, özlemim paçalarımdan akıyor.

Dun yagmur yagacak

Egzajere