Macera dolu amerika

Yersen.
Bu aralar hele nasıl da gıcığım. Macerası batsın. Hatta bence bir altı ay sonra falan haritadan silinsin. Gözümden uzak olsun. Donald Duck gitsin dönsün öyle.
OF.
Biraz bu sebepten biraz başka şeylerden, kumpirlik patates gibiyim yemin ederim. Öööyle yayılmış durumdayım.
"Her şeyi bırak, boşver. Tek istediğim..." gibisinden bir cümle kurulabilir ki oldukça da basit ama yapamıyoruz. Di mi? Çünkü o ilk cümle var ya o ilk cümle, ağzına sıçıyor ötekinin. Bütün elini kolunu bağlıyor. O cümleden sonra neresinden tutsak elimizde kalıyor zaten.
"Boşver."
Hatta arttırıyorum.
"Her şeyi boşver."
Nerede? Nerede anasını satayım. NŞA'da mı, yerçekiminin ihmal edildiği bir yerde mi? Nerede..
İşte o ilk cümleden sonra "dank!"
-Duydunuz zilin sesini, başlayabilirsiniz.. Başlayabilirseniz.
Aslında istemediğimden değil. Yapamayacağımdan da değil, biliyorum. Belki tam tersi bir durum var ortada, ondan. Belki bir şeylerin yapılmasını istemiyorum. Halledilmesini, sonuçlandırılmasını, nitelendirilmesini.. Gibi.
Yani her şeye boşvermiş bir insana "boşver" demenin manasızlığı. Biraz korkutucu. Çokça güzel.
"Le gamin au vélo" ne hoş filmmiş. Gözleri hep dolu dolu kıvamda bırakan ama ağlatmayan bir film. Ama "What's eating Gilbert Grape"i daha fazla sevdim dün.
İki gündür böyle sevimlisi, hafif sızı bırakan filmler izliyorum. Bir ara elim gidince ki ne zaman gidecek bilemiyorum "When Harry met Sally"yi izleyeceğim. Hı hı evet. Mutlaka izlerim zaten.
Ay bugün kafam bi dünya. Niye her şey darmadağınıkmış gibi geliyor!
Son olarak amerikadan nefret ediyorum. Böyle kocaman puntolarla.
Söylemiş miydim?

The Shirelles-Will you love me tomorrow

Rererö

Geçmiş yılların sorunları kitabı da olabilir