Egzajere

Etmek gibi bir kalıp yok sözlüklerde. E neden, çünkü türkçeye yuvarlanmış, yuvarlarken biraz tepe taklak döndürülmüş bir kelime. Ama konumuz bu değil. Bakın nereye geleceğim buradan.
Yılmaz Özdil'in "Atatürk'ü Anma!" konusuyla alakalı yazdığı yazıyı çok acayip beğendim hakikaten. Nasıl da güzel yerleştiriyor. Hem eğlenceli hem kısa ve öz. Kendisini seviyoruz zaten.
Dün de hani Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümü idi. 
E bunlar gündem başlıklarımız falan tamam da, bu kadar abartmaya ne gerek var? (İkinci gündem başlığımız için konuşuyorum.)
Az önce facebookta Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümüne dair sitesinde bir yazı yazan ve reklamını şu şekilde yapan bir gencimizi gördüm de dellendim.
"Nazım'ın ölüm yıldönümünde yazdığım bu yazıyı yer yüzünde okumayan kalmamalı. Zira 3 gün 3 gece ağladım bu yazıyı yazana kadar. "
Bak bak bak.
Birincisi yeryüzü bitişik yazılır.
İkincisi 3 gün 3 gece ağladım diyen dillerini yerler senin, dikkat et.
Ben buna inanmıyorum abi. Hiç birbirimize şeetmeyelim şimdi. Buna, yine sinirli olsam da, uzun uzun değinmeyeceğim de, bu sefer şöyle bir soru geliyor akıllara; peki bu neyin çabası?
Bu tarz abilerimizin ablalarımızın da aldığı yorumlar genelde: "Üstad yine döktürmüşsün." "Vay kardeşim helal olsun." gibisinden cilalar oluyor. Eh neticede bu insanlar kendilerini güzide birer köşe yazarları sanıyor. Yani birbirimizi rezil de eden biziz, vezir de. Şimdi bunu neden söyledim, olmadı sanki.
OF ulan. Peki ben neden böyle güzel yazamıyorum. Neden bana "Sen kralsın" tadında yorumlar gelmiyor. Benim niye böyle havalı cümlelerim yok. Hiç bilmiyorum kendimi satmayı hiç. Çok üzülüyorum.
Bütün bu sataşmalarım ondan.
Eheuheuehe. (Havalı gülüşümü de atarım.)
Aslında banane di mi. Kim nasıl caka satıyorsa satsın. Ama işte insan olmanın dezavantajlarından birine daha geliyoruz; bazı olaylara tepkisiz kalamıyoruz. Söyleyecek bir şeylerimiz illa ki oluyor, olmalı da. Üniversitede hangi bölümde olursa olsun nasıl herkes en az bir kere, "Sizi sokaktaki insandan ayıran.." şeklinde başlayan bir cümle duyuyorsa, siz de benden bazı olaylara karşı düşünmekten ve bunları dillendirmekten geri kalmayarak diğer canlılardan ayrıldığımızı duyacaksınız.
Bugün annemle konuşuyorduk, komiklikler şakalar, neyse. Ben azıcık anlattım bir şeyler. Sonra şey dedi:
"Ne kadar çok düşünürse o kadar ayrılır, yalnız kalır insan." (Tabi böyle röportaj yapanların sorularını yanıtlar ciddiyetle değil. Sonunda "yavrucum", " güzel kızım" vay efendim "çiçeğim" gibi sevgi sözcükleri de var eheh.
Ya bazen bir kitaptan alıntı yapıyor gibi resmen. Ya da bana öyle geliyor. Bu yüzden en güzel alıntılarım annem kitabından.

" Sonra aniden "Acıbadem sever misin?" diye sordu. Sevdiğimi söyledim. İçeriden bana da getirdi bir tane. Sanki uzun zamandır görüşmeyen iki insanın yapacağı en son şey, karşılıklı oturup acıbadem yemek gibiydi. Ya da sanki su içmek kadar doğaldı bu. Perdelerini değiştirmişti. Kitaplığına baktım, bir iki yeni kitap çarptı gözüme. Yeniden annemi sordu bana koltuğuna yerleşerek iyice. Devam ettim. Saate bakmak istemiyordum. Bir an ertesi gün, yapmam gerekenler, her şey anlamını yitirmişti. Tek mucizem, elimdeki acıbademe baktım bir an, bir ısırık aldım, devam ettim. Gülümsedi. Gülümsemesini seviyorum.

... "

She & Him- Thieves


Tunalı'da gezinirken bizde bir kahvaltının tutkusu

Sting gecesi