Saat O'na geliyor

Gibime geliyor hep.
Gibime gelmek, evet.

Bugün yine o malum otobüse bindiğimde, binerkenki ana (o yığılmaya, kalabalığa ve teyzelerin koca koca popolarıyla birbirlerini itmesine) en yakışan şarkıyı düşündüm bir an ve tam da o an sıradaki şarkı en yakışandı, bulmuştum. Düşündüğüm bir şeyi, beni şaşkınlıklar içerisinde bırakacak bir zamanlamayla kulağıma fısıldaman gibiydi. Genellikle olduğu gibi.
Mucize denebilecek bir olay daha olmak istersen eğer söyleyeyim, cam kenarında boş bir koltuk buldum. Oturup yol boyunca seni düşünmem için hazırlanmış gibiydi. Yani öyle güzeldi ki, oturdum tabi. Sıhhıye köprüsünü geçtikten sonra, trafiğin ölü olduğu, caddeden kazındığı yine o her zamanki yerde, camların buğusundan üç parmaklık bir pencere açtım kendime. Tek hamleyle. Bazen küçük bir hareketimiz hassas dengeleri gerçekten altüst edermiş. Aniden hareket eden otobüs ve yaşam belirtisi veren trafik gülümsetti.
Sonra, çok kısa bir an, seni gördüm. Yani nasıl desem, kısacık. Göz açıp kapayıncaya kadar gerçekten.

(Çük kadar diyorum ve gülüyoruz.)
(Vazgeçmiyorum, yine ciddileşiyorum. Öhöm)

O ana uzun bir zaman önceyi ordan burdan sokuşturup bir şekilde sıkıştırıverdiğimi farkediyorum. Hani şu ceketimi unuttuğumda dönüp senden aldığım anı. Kapıda elinde ceketim, meğer gördüğüm en güzel ikililerdenmişsiniz.
Hah işte, hızla çevirdiğim sayfadaki bir görüntü gibi bir şeydi o hiç tanımadığım adamın suratındaki ifade üç parmaklık penceremden görebildiğim kadarıyla. O ifade, garip bir şekilde hafızamdan hiç gitmeyen sendin. Yana doğru hafif bir gülüşün var ya, gözümün tam içine bakıp, çok şey söylüyorsun o an. Belki de tam bu yüzden ceketimi unuttum o gece.

O kadar sek bir mutluluk ki senle olan, kafayı bulmamam mümkün değil.
Dediğim gibi romantik değilim, sadece hoş olan duygularımı söylemeyi seviyorum.
(Gülüşmeler.)

**Bu, Donald Duck'a yazılmış bir yazıdır, evet. Böyle şeyleri okurken yana doğru o hafif gülüşüyle, kafasını alıp göğsüme bastırasım gelir hep ve yaparım da. Neticede bunun için pek çok sebebim var. Evimizim muhtelif yerlerinde. Mutfakta kettle ın hemen yanında peçeteye yazılmış, banyoda mis kokulu şampuanının üzerine yapıştırılmış post-it in üzerinde. Holdeki aynada, Hüsnü'nün kafesinin içinde. Bazen gömleğinin cebinde ya da kumandanın arkasında..
Yani söyleyecek o kadar fazla şeyim var ki, sanırım daha büyük bir eve taşınmamız gerekecek.

Denge

Cumartesi yazısı