Denge

Çok önemli. Gerçekten. Ben bir başı ağrımayan insanlara bir de ruh hali dengeli, kendi içinde o düzeni oturtmuş insanlara imrenirim.
Şansıma başıma alası geldi.
Ama onun şansına mı oldu işte bunu bilemiyorum.
Zira ben zıt kutuplar birbirini çeker tezini çürütmemek adına burdaki "zıt kutbu" kendisine cuk diye oturtmuş kişiyim. Ha bu durumdan memnun muyum? Tabi ki hayır. Hem de hiç. Bir kere yorucu. İnanılmaz bir efor sarfediyorsunuz kontrol altında tutabilmek adına. Çok da başarılı olamadığınızı görmekse işin güzel! kısmı. Tadından yenmiyor.
Dişi kısmının bu durumlar için çeşitli kılıfları var. Bu güzel ve bu durumdan tabi ki yararlanıyoruz. Ama neticede muayyen günlerin sayısı da belli. Adama kalkıp ayın yirmi günü de muayyen günümdeyim cümlesini kuramazsınız ki. Gelgelelim benim böyle durumlarda sığındığım daha geçerli bir sebebim var.
Şu "her yerde geçerli" afilli bazı belgeler gibi. Tek sığınağım. Ve işin garibi, kendi kendime çaresizce "Neden böyle, neden lan!" diye yönelttiğim soruların en mantıklı cevabı gibi. Özetle yıldızlara sığınıyorum ben. Şu mistik etkiler yine tek dayanağım. Yani yükselenim yay diyorum çıkıyorum işin içinden. Sonra benimle aynı mistiklikteki "Ama yükselen burç otuz yaşından sonra etkiler" antitezi polemik yaratıyor. Ben aldırmıyorum. Falan.
Yükselen yayı açıyorum yine. Okudukça "Oha al işte aynısı kaynımda var" misali geçinip gidiyorum. Ayrıca hiç uyarmıyorsunuz ne kadar çok tırnak açmışım. İçimdeki tırnak açma aşkı bambaşka. Ama aynı anda yine düşünüyorum ki (ne çok düşünüyorum) gerek yok. Bütün bunlara hiiiç gerek yok. Dengemi bozan ağırlıkları üzerimden attığımda ve sırtımı hayatımda gördüğüm iç huzuru en sağlam insanlardan birine yaslayıp gökyüzüne baktığımda tek görebildiğim yıldızlar. Yükselen yay falan değil. Bütün az önceki dört beş cümle bu paragrafın akışını bozan cümleler gibi görünse de, değil. Nihat Doğan'ın arkasında da bütün İsrail var mesela. (Ahaha)
Bakmayın güldüğüme (bakmayın lan, utanıyorum) mevzular derin.
Ama ben de bir o kadar farkındayım her şeyin. (Elimde olmadan yine kafiye yaptım bak.)
Komiklikler şakalar falan tamam da, gözyaşım burnumun ucunda. O da işaret parmağıyla onu almaktan sıkılmıyor. Biriksin öyle al bari diyorum, yok.
Düşündüm ve bazı şeyleri kontrol altına almayı öğrenebildim. Artık jöle kıvamında, kıvrımları dengede tutan mucizevi bir şeyim. Yükselen yayım alçalmaya başlamış. Hatta biri gelip onu da burnumun ucundan tutup alacak ve savurup atacak.
Demek isterdim fakat henüz bütün bunlar olmadı.
Sadece öyle taşlar oturttum ki boşluklarıma, sanki doğarken de böyleydim.
Yani o kadar net hissediyorum ki, su içer gibi.
Yükselen yayımı, burnumun ucundan hiç eksik olmayan gözyaşımı bir de şaşkın ve baygın bakışlarımı alıp, evinin en güzel yerine koyan biri varmış. Sanırım.

İki şarkı arasında kaldım (zira şu an playlistte sadece o ikisi var) fakat bunu seçtim. Diğeri de önümüzdeki gecelerden birinde aniden karşınıza çıkıverecek. Açlık başınıza vurmuş bir şekilde mutfağa girdiğinizde masanın üzerinde tüm ihtişamıyla duran çikolatalı kek gibi mesela.

Rocky friday

Saat O'na geliyor