Cumartesi yazısı

Bir sabah uyandığınızda, alelade bir sabah, yanınızda kimse olmayacak. Yatağınızda hep özlemini duyduğunuz şekilde yayılarak, hatta işi ileri götürerek çapraz şekilde yatabileceksiniz. Sağınız ya da solunuz boş olacak. Yine de garip bir şekilde iki kişilik yatak dar gelecek.
Bir sabah uyandığınızda, tekrar ediyorum alelade bir sabah, "Günaydın" diyebileceğiniz bir kuş bile olmayacak pencerenizde. Nefes alan herhangi bir şey. Sonrası hakkında pek çok senaryo olabilir.

(Ben bunu dün yaşadım ve bir şeyi hissetmenin, onun üzerine bildiğiniz ya da söylenen pek çok şeyden daha etkili olduğunu gördüm.)

Ama işte olayın bu kısmı, dünya üzerindeki herkesin başına gelecek, biliyorum.
Bu durumda, diyorum ki şu göbeklerimizden arınalım. Öyle fitness ile falan değil. Ya da başka ne tür yollara başvuruyorsanız artık. Çünkü ihaleyi biraya, fast fooda bıraktığınız göbekleriniz; içinize attığınız, kendinize sakladığınız, söyle(ye)mediğiniz cümleler yüzünden o durumda. Günden güne şişmemizin sebebi bu.
Benimse bu kadar düz bir karına sahip olmamın sırrı bu. (Hişş :))
Yani demem o ki, çözülün. Biraz daha rahatlamaya ihtiyacımız var gibi geliyor bana. Tabi bu en baştaki sahnenin devamının "daha mutlu bir son"a doğru gitmesini tercih ediyorsanız.

Ayrıca insanın kendisinden memnun olması çok önemli bir şey diye düşünüyorum. Kendisine tapmasından bahsetmiyorum bakın, bu "kendisine"den sonra getireceğiniz çeşitli fiillerle olayın rengi çok değişik olabiliyor.
Çünkü insanın kendinden memnun olması sağlık göstergesi. Sonra insanlar neden hasta!
Bu bir kişisel gelişim postuna dönüşmesin diye burda noktalıyorum. Bu konuları profesyonellere bırakıyorum. Ama şunu eklemeden de geçemeyeceğim, bazen profesyonellere taş çıkardığım da bir gerçek, yapacak bir şey yok. (Gülüşmeler.)

Bu güzel güneşli gün, benim güneş enerjisiyle çalıştığımı onaylıyor yine, yeniden.
Dışarı çıkın.
-Fuck out my car!

Saat O'na geliyor

Hey