Bir film, bir kitap

Bu şu ana kadarki en 'içeriği olduğu gibi belirten, net yani doğrudan' başlığım oldu sanıyorum. Bunu belirtmeden olmazdı, neyse.
Ne zamandır elimde olan, Donald Duck'la indirdiğimizde alt yazısının uyuşmadığını görünce hayal kırıklığına uğradığımız, çok büyük bir sorun olmamasına karşın -çözmek istemediğimizden olsa gerek- çözmediğimiz ve öylece rafa kaldırdığımız bir filmdi bu.
Hah işte, ben bugün dedim ki, yok izlicem bu filmi. Hayır soundtrackini dinliyorum filan filmi izlemedim hala. Tek sebebim buydu, evet eheh.
Subtitle ayarlaması falan yaptım, bir buçuk saatlik filmi biraz daha uzattım ama olsun. Değdi derim.

Ha film hakkında hiç bir ön bilgisi olmayan bir adam oturup izlese, "ill
a ki daha iyi bir iş bulabilirdim yapıcak!" diyebilir, bilemem.
Ama ben zaten, hemen hemen nasıl bir film izleyeceğimi bilerek oturdum.

Adını söyleyeyim artık di mi ahah. Direkt anlatmaya giricektim yalnız.
Buyrun, adamımız bu:

Me and You and Everyone We Know

Gerekli tüm bilgileri internetten bulabilirsiniz zaten, ilk defa anlatıyormuş ciddiyetine girip hiiiç sıkıcılaşamıcam.

Biraz öznel düşüncelerimi aktarayım. Öncelikle bu filmde Miranda July'de bir Zooey Deschanel havası sezdim ben azıcık. Ufaktan. Şimdi izleyip, ne alaka lan diyeceksiniz kesin ama valla var. Bi bilimi olsa bunun araştırtır, ispatlarım. Eheheh şaka lan, onla mı uğraşıcam.


Ve filmi izlerken, alemden aleme aktığım için, sevdiğim ve 'ehe' ifadesiyle izlediğim kısımlardan
screenshotlar aldım, onları paylaşıcam. Çıplak Ayaklı Düşes bir ilke imza atıyor. Onların içinden ilki, benim film için alternatif afiş olarak addettiğim bir sahne.Zaten filmin de başı. (Yandaki)



Bu karakterimiz bir anlamda 'kaybolmuş' listesine alabileceklerimizden. Küçük ve anlamlı hatta bazen derin sanılabilecek çıkarımları var bazen. Böyle zamanların birinde de Miranda July'nin dikkatini çekiyor zaten. Sonra işte, olaylar gelişiyor. Ay nasıl da sevmezmişim film anlatmayı! Kitap anlatmayı da sevmem mesela. Az sonra da anlatmıcam, ufacık bahsedicem. Hatta öyle ufak ki bahsetmek eylemi bile tam karşılığı değil. Yazının bu kısmını okumak istemeyenler için son uyarı bu. Köprüden önceki son çıkış, hişş ehehe.




Filmin hani ne derler evrensel olarak 'can alıcı' sayılabilecek sahnesinden bir kare, şu görmüş olduğunuz yandaki.








Sonrakiler ise bana göre şu aşağıdakiler. "Ben çektim, ehe" sırıtışı.














Öyle. Sevimli, her şeyden bir film.

Kitaba gelicek olursak, geçenlerde ne zamandır okumak istediğim anneme Agatha bakarken kitapçıdan girdiğimde eskii bir baskısını bulduğum kitap kendisi. İki gün oluyor bitireli de bir yazamadım. Çünkü biraz da nasıl desem, tam da beklediğim gibi değildi. Dili biraz, bazen sıktı diyebilirim. Hoş öyle bir konu, yani gerçekten bir konu ele alınıp o kadar sayfa yazmak bile yetenek de,yeeaani işte.

Uykum geldi. Ondan böyle nursuz da olabilirim. Biraz daha detaylı anlatırım belki kitabı. Hem ben de gerçekten nasıl etkilendiğimi keşfetmiş olurum. Bana hep öyle oluyor da.

Adı Güneş De Doğar. Hemingway'in. Tee varlık yayınlarının eski bir baskısı. Kaçıncı olduğu yazmıyordu ama, varsa da görmedim. Tekrar bakar, söylerim..

Bazı alıntıları tumblrda paylaşıcam gibi. Öyle istedi canım.

Soundtrackten parçamız gelsin öyleyse. Hadi iyi geceler hepinize.

*Bu arada ben aslında balıklı sahneyi sevmiştim ama orda çalan müziği paylaşmıcam bu gece.



Şimdi tut kelin perçeminden